Ne güzel şey yaşamın solunda yer almak… Paris’te Komünar, Moskova’da Bolşevik, İtalya’da Partizan, Küba’da Fidel Castro, Bolivya’da Che Guevara, Kongo”da Lumumba, Kızıldere’de Mahir Çayan, darağacında üç fidan ve işkence Kaypakkaya gibi olmak; tarihin büyük direniş anlarında aynı umudu, aynı eşitlik düşünü taşımak…
İnsanın insanca yaşayabileceği bir düzeni savunmak; dünyanın güzelliklerinin bir avuç insanın değil, herkesin ortak hakkı olduğuna inanmak. Mülkiyetin kutsanmadığı, sömürünün son bulduğu, insanların eşit ve özgür yaşayabildiği bir dünyayı hayal etmek… Ve o hayali yalnızca kurmakla kalmayıp, gerçekleşmesi için mücadele etmek.
Ne güzel şey insana güvenmek. Doğayı korumak. Geleceğe ve umuda, en zor zamanlarda bile inatla sarılabilmek.
Çünkü sol yalnızca bir siyasal tercih değildir; aynı zamanda vicdani bir duruştur. Eşitliğe, özgürlüğe ve dayanışmaya duyulan inancın adıdır. Başkasının acısını kendi acısı gibi hissedebilmek, haksızlık karşısında sessiz kalmamaktır.
Yıllar geçiyor ama düşler eskimiyor. Tıpkı Grup Yorum’un bir şarkısındaki söz gibi: “Bize ölüm yok.” Çünkü insanın ardında bıraktığı şey yalnızca yaşadığı yıllar değil; uğruna mücadele ettiği değerlerdir.
Ve evet; yaşamın solunda olmak, insanın insanı sömürmediği, savaşların değil barışın hüküm sürdüğü, emeğin hak ettiği değeri bulduğu bir dünya özlemini taşımaktır. Belki o dünya bugün yoktur; ama ona inanmak, onun için mücadele etmek ve umudu kuşaktan kuşağa taşımak, insanlığın en değerli miraslarından biridir.