YENİ PARTİ, ESKİ HESAPLAR VE CEVABI BEKLEYEN SORULAR

Olaylara yalnızca bugünün fotoğrafından bakmam. Dünün ne olduğunu, bugünün nasıl oluştuğunu ve yarının nereye gideceğini sorgularım.
Çünkü siyaset, hafızası olanların işidir.
Bugün Türkiye’nin önüne yeni bir parti çıkarılıyor.
Yeni bir isim…
Yeni bir tabela…
Yeni bir siyasi adres…
Peki gerçekten yeni olan nedir?
Bu soruyu önce Kuşadası’nda sordum.
Yıllardır bu kentte kamu yararını ilgilendiren konuları yazdım. Sayıştay raporlarını gündeme taşıdım. Belediye taşınmazlarını, kent meydanını, kamu mülklerinin değerlendirilmesini ve yerel yönetim uygulamalarını sorguladım.
Çünkü benim meselem hiçbir zaman kişiler olmadı.
Benim meselem, kamu yararı, hukuk ve hesap verebilirlik oldu.
Bugün aynı soruyu Türkiye siyasetine yöneltiyorum.
Çünkü Kuşadası’nda gördüğüm bazı tablo ve alışkanlıkların, ülke siyasetinde de farklı biçimlerde karşımıza çıktığını düşünüyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde uzun süre “değişim” söylemi öne çıkarıldı.
Ön seçim vaat edildi.
Örgütün söz sahibi olacağı ifade edildi.
Ancak uygulamada birçok belediye başkan adayının ve parti yöneticisinin üyelerin katıldığı ön seçimlerle değil, merkezden belirlenmesi eleştirilere neden oldu.
Bugün de şu soru hâlâ geçerliliğini koruyor:
Değişen ne oldu?
Eğer yöntem aynıysa, sadece isimlerin değişmesi gerçek bir değişim sayılabilir mi?
Kuşadası’nda da benzer tartışmalar yaşandı.
İlçe yönetimlerinin belirlenme biçimi, örgütün iradesi ve parti içi demokrasi konusunda farklı görüşler dile getirildi.
Demokrasiyi savunuyorsak, bunu yalnız rakiplerimiz için değil, kendi içimizde de savunabilmeliyiz.
Demokrasi, seçici uygulanabilecek bir ilke değildir.
Bugün yeni kurulan partinin kadrolarına baktığımızda ise kamuoyunun yakından tanıdığı birçok siyasetçiyi görüyoruz.
Bu isimlerin yıllardır Türk siyasetinin içinde olduğu bilinen bir gerçektir.
Dolayısıyla vatandaşın şu soruyu sorması son derece doğaldır:
Yeni olan parti mi, yoksa sadece parti tabelası mı?
Bir başka önemli konu ise belediyelerle ilgili tartışmalardır.
Son dönemde bazı belediyeler hakkında soruşturmalar açıldı, bazı belediye başkanları tutuklandı veya görevlerinden uzaklaştırıldı.
Hukukun temel ilkesi açıktır:
Hiç kimse hakkında ileri sürülen iddialar, mahkeme kararı olmadan suç hükmü anlamına gelmez.
Ancak aynı şekilde, siyasi kimlik de hiç kimseyi eleştiriden ve denetimden muaf tutmaz.
Şeffaflık, hesap verebilirlik ve hukuk; iktidar için de muhalefet için de aynı ölçüde geçerlidir.
Gelelim en önemli soruya…
Cumhuriyet Halk Partisi’nde kurultay süreci yargıya taşınmışken ve hukuki süreç devam ederken, neden yeni bir parti kurma ihtiyacı duyuldu?
Eğer parti tabanının desteğine güveniliyorsa, neden hukuki sürecin tamamlanması beklenmedi?
Neden mücadele parti içinde sürdürülmedi?
Bu soruların cevapları, sadece yeni partiyi kuranları değil, Türk siyasetinin geleceğini de ilgilendiriyor.
Bugün çok sayıda milletvekili, belediye başkanı ve belediye meclis üyesinin yeni partiye katıldığı görülüyor.
Bu elbette onların siyasi tercihidir.
Ancak bu tercih, muhalefetin daha güçlü mü yoksa daha parçalı mı olacağı sorusunu da beraberinde getiriyor.
Türkiye’nin yakın siyasi tarihi gösteriyor ki, muhalefetin bölündüğü dönemlerde bundan en fazla mevcut iktidarlar yararlanmıştır.
Bu nedenle şu soruyu sormak zorundayız:
Bu ayrışma kime kazandıracak?
Yeni partiye mi?
Cumhuriyet Halk Partisi’ne mi?
Yoksa iktidara mı?
Ben bu yazıyı herhangi bir siyasi partiyi hedef almak için kaleme almıyorum.
Benim ölçüm değişmedi.
Dün Kuşadası’nda neyi savunduysam, bugün Türkiye için de aynı ilkeleri savunuyorum.
Liyakat…
Şeffaflık…
Hesap verebilirlik…
Parti içi demokrasi…
Hukukun üstünlüğü…
Eğer bunlar değişmiyorsa, sadece tabelaların değişmesi Türkiye’nin sorunlarını çözmeye yetmeyecektir.
Çünkü gerçek değişim; isimlerde değil, anlayışta olur.
Gerçek yenilik; söylemde değil, uygulamada ortaya çıkar.
Ve bugün cevap bekleyen en önemli soru hâlâ şudur:
Yeni Parti gerçekten yeni bir siyaset anlayışı mı sunuyor, yoksa yıllardır tanıdığımız siyasi kadroların yeni bir tabela altında yeniden bir araya gelmesinden mi ibaret?
Bu sorunun cevabını zaman verecek.
Ama bizler, dün olduğu gibi bugün de sormaya devam edeceğiz.
Çünkü demokrasi; alkışla değil, sorgulamayla güçlenir.
Ergun Ok
















































