Haberi dinleyebilirisiniz!

Aydın’da asgari ücret protestosu

Aydın Emek ve Demokrasi Platformu, 2025 yılı için tespit edilen asgari ücreti protesto etti. AKP iktidarının 2025 yılı için belirlenen 22.104 TL’lik asgari ücrete tepki gösterdi. Aydın Atatürk Kent Meydanı’nda yaptıkları basın açıklamasında, İnsanca Ücret Gelirde Adalet Vergide Adalet” taleplerini dile getirildi.

Aydın Atatürk Kent Meydanı’ndaki basın açıklamasını platform adına DİSK Genel İş Aydın Şube Başkanı Sibel Özhan okudu.

VERGİDE ADALET,
İNSANCA YAŞANACAK ÜCRET!
işçiler, emekçiler, emekliler olarak her gün daha fazla yoksullaşıyoruz, yüksek enflasyon karşısında alım gücümüz eriyor. Biz hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında yaşam mücadelesi verirken şirketler kasalarını dolduruyor. Türkiye, dünyada ücretlerin en düşük olduğu ve gelir dağılımının en adaletsiz olduğu ülkeler arasında yer alıyor.
Gelirde adaletsizlik yetmezmiş gibi vergide de adaletsizlik sürüyor. Vergide adalet olmadan, gelirde adalet olmaz. O nedenle yıllardır vergide adalet için mücadele ediyoruz. “Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alın” diyoruz. Ancak ülkeyi yönetenler patronları kolluyor; vergi deyince akıllarına işçi, emekçi, emekli geliyor.
Dünyanın en adaletsiz vergi sistemi Türkiye’de! Vergi gelirlerinin büyük bölümünü KDV gibi dolaylı vergiler oluşturuyor. Bu adaletsiz vergileri zengin de fakir de, işçi de patron da aynı oranda ödüyor.


Emekçiler açısından ise bambaşka bir durum yaşanıyor. işçiler, emekçiler olarak gelirimizden alınan vergilerdeki adaletsizlik büyüyor. Biz işçiler ücretlerimizi almadan peşin peşin yüksek oranlarda gelir vergisi öderken zenginler ve patronlar için sürekli vergi afları çıkıyor. Bir karamame ile bir gecede büyük şirketlerin vergileri sıfırlanıyor.
Bu da yetmiyor! Vergi dilimleri bilerek düşük belirleniyor. Bu yüzden ücretiyle geçinen bizler, yıl içerisinde sanki zengin olmuşuz gibi devamlı bir üst vergi dilimline giriyoruz. 2000 yılında ilk vergi dilimi brüt asgari ücretin 22 katıydı. Bugün ise yılda toplam 5,5 asgari ücret alınca üst vergi dilimine giriyoruz ve daha çok vergi ödüyoruz.
2000 yılında 2 bin 500 TL olan ilk vergi tarife dilimi yeniden değerleme oranına göre artırılsaydı 2024’te 110 bin TL değil, 288 bin TL olmalıydı. Yani yılda brüt 288 bin TL kazanan işçi, yüzde 15 oranında vergi ödeyecekti; ancak bugün yüzde 27 oranında vergi ödüyor. Vergi dilimleri düşük belirlendiği için işçinin vergi yükü artıyor.
Özetle bırakın yoksulluk sınırını, açlık sınırının altında ücret alan işçilerin bile vergi yükünü artırdılar. Bu çok büyük bir adaletsizliktir!
22 yıllık iktidar seçim öncesi dönemler dışında ücret artışlarını TÜİK’in sahte enflasyon oranları ile sınırlamıştır. Seçim öncesi dönemlerde ise bunların üzerine eklediği üç, beş puanı “refah payı” diye yutturmak istemiştir.
Patronlar ise asgari ücretin sadece bir tık üzerinde ücret verdikleri çalışanlarına “siz asgari ücretin üzerinde bir ücret alıyorsunuz” diyerek ücret artışlarını asgari ücret artış oranının altında belirlemeye devam etmiştir.
Yıllar boyunca izlenen bu emek karşıtı politika sonucunda, dünya genelinde tamamen vasıfsız çalışanlara işe başlangıç aşamasında ödenen, dolayısıyla istisnai bir ücret olan asgari ücret Türkiye’de adım adım ortalama ücrete dönüştürülmüştür.
Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde çalışanların sadece yüzde 4’ü asgari ücrete yakın ücretlerle çalışırken, OECD ülkelerinde ise bu oran yüzde 5 civarındadır. Türkiye’de ise her iki çalışandan biri asgari ücretlidir. Her üç çalışandan ikisinin aldığı ücret, asgari ücretin sadece %20 fazlasını, bugünkü rakamla 20 bin 400 TL’yi geçmemektedir.
Tüm bunlara rağmen siyasi iktidar son bir yıldır gelmiş geçmiş en büyük yalanlarmdan birine sarılmış, hemen her gün çalışanların ücretlerindeki artışın enflasyonu körüklediğini iddia etmiştir.
Tekrar altını çiziyoruz. Ücret artışlarının enflasyonu körüklediği iddiası koskoca bir yalandan ibarettir.
Nitekim bu iktidarın akıl hocası IMF bile çalışanların ücretlerinin enflasyona etkisinin %5 ile sınırlı olduğunu açıklamıştır. IMF yazarlarının geçtiğimiz yıl yayımlanan raporunda enflasyonu asıl körükleyen şeyin holdinglerin, şirketlerin, işverenlerin yüksek kar oranları olduğuna dikkat çekilmiştir. Kısacası gözünü daha fazla kar hırsı bürüyen sermaye çevreleri ürünlerini, hizmetleri enflasyonun çok üzerinde fiyatlandırarak enflasyonu tırmandırmaya devam etmektedir.
Dolayısıyla Türkiye’de enflasyon ücretler arttığı için artmamaktadır. Tam tersine ücretler artan enflasyona yetişmeye çalışmaktadır. Ancak TÜİK’in çarpık rakamlarına göre artırılan ücretler, maaşlar her seferinde yaşanan gerçek enflasyonun altında kalmaya devam etmektedir.
Sermayenin, patronların, paradan para kazanan finans çevrelerinin, faizcilerin, bankaların aşırı karını denetlemek, sınırlamak bir yana bu çevrelere teşvikler yağdıran siyasi iktidar çalışanlara %30’luk sefalet artışını reva görmüştür.
söyleyeceğimiz çok sözümüz var. Boğazımız düğüm düğüm..
Öte yandan 2024 yılının ilk altı aylık TÜİK enflasyonu %24,73 olarak açıklanmıştır. 17.002 TL olan asgari ücrette Temmuz’da 6 aylık enflasyon oranında artış yapılmış olsaydı 4.205 TL artışla 21.207 TL olacaktı.
İktidarın yılı sonu hedefi olan %45 enflasyon hedefi tutsa dahi 2024 ikinci altı aylık enflasyonu en az %16 olacaktır.
Asgari Ücret bu sanal TÜİK oranına göre arttırılsaydı 3.393TL artışla bugün zaten 24.600 TL olacaktı.
Dolayısıyla dün 22 bin 104 TL olarak açıklanan asgari ücret; çarşıda, pazarda, mutfakta yaşadığımız gerçek enflasyonun en az yarısını yutan TÜİK enflasyonuna göre artışın bile 2.496 TL altında (%15) kalmıştır.
Tekrar altını çiziyoruz. Bugün Türkiye tüm çalışanlar için bir asgari ücretliler ülkesine çevrilmiş, asgari ücret geldiğimiz noktada bırakalım ortalama ücreti temel ücrete dönüştürülmüştür. Asgari ücret artış oranı tüm ücret, maaş artışlarında temel bir kriter haline getirilmiştir.
Dolayısıyla ister kamu işçisi olsun ister kamu emekçisi ister emekli olsun ister özel sektör çalışanı hiçbir kişinin “asgari ücret artışı beni ilgilendirmiyor. Ben asgari ücretli değilim” deme lüksü yoktur.
Asgari ücreti bile sahte enflasyon oranlarının altında arttıranların niyeti gayet açıktır. Hedef tüm çalışanları sefalete, 19. Yüz yıl kölelik koşullarına mahkûm etmektir.
Tek çözüm; zam fırtınasının hız kesmeden sürdüğü, emeğe kölelik dayatıldığı koşullarda tüm emekçilerin, işçilerin insanca yaşamasına yetecek bir ücret, emekten çalınanları geri alma mücadelesinde birleşmekten geçmektedir.
Önümüzde çok çetin bir süreç var.
Ya hep birlikte kaybetmeye devam edeceğiz.

YA DA BİRLEŞE BİRLEŞE KAZANACAĞIZ!
AYDIN EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU