Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

İnancın Siyasete Alet Edilmesi: Vicdanın Sessiz Çığlığı

İnanç, insanın iç dünyasının en mahrem köşesidir. Samimiyetle, içtenlikle yaşanması gereken bir haldir. Ancak ne yazık ki, yıllardır siyasetin kirli elleri inanç dünyamıza uzanıyor. Camilere giren bir insan, ibadet yerine siyasi propagandaya maruz kalıyor. Hutbeler, tarafsız bir yol gösterici olması gerekirken, siyasi mesajların kürsüsüne dönüşüyor. Daha düne kadar elinde kılıçla minbere çıkan yetkilileri görmedik mi? Din adına yapılan bu gösteriler, inancın özüne aykırı değil mi?

Şimdi Ramazan yaklaşıyor. Siyasilerin iştahı şimdiden kabarmış olmalı. Belediyelerin bütçesiyle kurulan iftar sofralarında, kazan başında kaşık sallayan siyasetçileri göreceğiz yine. Halkın parasıyla yemek dağıtıp, kameralara poz vermek inanç hizmeti midir, yoksa ucuz bir siyasi şov mu?

Aynı manzarayı Hızır Orucu’nda da yaşadık. Alevi toplumunun üç gün boyunca inançla tuttuğu oruç, yine siyasetin malzemesi oldu. Yapmacık gülümsemeler, özel fotoğrafçılar eşliğinde verilen pozlar, ardından parti sayfalarında paylaşılan gösterişli kareler… Oysa Hızır, samimiyetin ve dayanışmanın simgesidir; siyasetin değil.

Burada tek suçlu siyasetçiler mi? Onlara bu fırsatı verenler, onları bu sahneye davet edenler de en az onlar kadar sorumlu değil mi? İnanç önderlerinin, bu istismara göz yumması, sessiz kalması, hatta bazen desteklemesi, inanç dünyamızın en büyük çelişkisi değil mi?

İnanç, gösteriş kaldırmaz. İbadet, siyasetle kirletildiğinde anlamını yitirir. Maneviyat, oy devşirme aracına dönüştüğünde, kaybeden sadece din değil, insanlığın ta kendisi olur. Belki de artık sormamız gereken soru şu: İnançlarımızı, siyasetten koruyabilecek miyiz?

Vicdanların gerçekten huzur bulduğu bir dünya dileğiyle…