Televizyonda Konuşmak mı, Habercilik mi?

Televizyon bir haber kaynağı mıdır, yoksa sadece bir ses karmaşası mı? Ekranda gördüğümüz herkes gerçekten bilgi mi veriyor, yoksa sadece zaman mı tüketiyor? Günümüzde gazetecilik ve yorumculuk, bilgi aktarmaktan çok, ekranda bir yer kapma mücadelesine mi dönüştü?

Yazılı basında bir yazının yayınlanması için belirli denetimlerden geçmesi gerekir. Gazeteciler, akademisyenler veya yazarlar, yazılarının doğruluğu, dil kullanımı ve anlatım gücü açısından süzgeçten geçirilir. Hatta yapay zeka bile artık bu konuda mükemmel düzenlemeler yapabiliyor. Peki, görsel yayıncılıkta bu denetim var mı?

Bugün bir televizyon kanalını açtığınızda, uzun uzun konuşan yorumcular, karmaşık cümleler kuran “uzmanlar” ve izleyicinin ilgisini kaybettiren, tek düze programlarla karşılaşmanız işten bile değil. Örneğin, şu anda TELE1 ekranlarında canlı yayında konuşan Hüsnü Mahalli’yi izliyorum. Son günlerde televizyon kanalları, olay yerlerinden haber aktarabilmek için büyük çaba harcıyor. Avukatlar bile bazı yerlere giremezken, bir milletvekilinin yakasında içeri sokulan bir kamera aracılığıyla kamuoyu bilgilendirilebiliyor. Bu yüzden televizyon yorumcuları önemli bir iş yapıyor.

Ancak haber vermek yetmez, doğru ve anlaşılır bir dil kullanmak da şart. Ne yazık ki bazı yorumcular, Türkçesi bozuk, mantık akışı kaybolmuş, monoton ve yorucu bir üslupla konuşarak izleyiciyi yıpratıyor. Oysa televizyon halk için var. Gazeteci veya yorumcu sıfatını taşıyan herkesin, ekran karşısındaki izleyicinin haber alma hakkına saygı göstermesi gerekir.

Önüne gelenin televizyona çıkıp konuşması doğru değil. Bu, yalnızca mesleğe saygıyı değil, aynı zamanda “eğiticinin eğitimi” meselesini de gündeme getiriyor. Televizyon yöneticilerine sesleniyorum: Halkı saatlerce sıkıcı ve dağınık programlarla boğmak yerine, daha düzenli, akıcı ve öğretici yayınlar yapmalısınız. Eğer elinizde kaliteli içerik yoksa, hiç değilse gece tekrarlarını yayınlayın.

Halkı televizyon karşısında işkenceye mahkûm etmeyin.