Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

CHP İktidarında Yeniden Kalkınma

Şimdi biraz hafızamızı yoklayalım…

1997’de Asya’da, 1998’de ise Rusya’da patlak veren krizler, kısa süre içerisinde tüm yükselen ekonomileri etkisi altına alarak derin bir küresel krize dönüştü. Bu süreçte Türkiye’den de ciddi bir sermaye çıkışı yaşandı. 1998’deki Rusya Krizi, sermaye kaçışını hızlandırdı; dış borçlanma ise içeride artan borçlanmayla telafi edilmeye çalışıldı. Aynı dönemde Brezilya Krizi ve 1999’da yaşanan büyük Marmara Depremi, Türkiye’de iç borçlanma faizlerini zirveye taşıdı.

Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak, Kasım 2000 ile Şubat 2001 arasında yaşanan büyük ekonomik kriz ülkeyi adeta sarstı. Kamu maliyesini disipline etmek amacıyla bir dizi önlem alındı. Borç yönetiminin etkinleştirilmesi bu önlemlerden biri oldu. Bu sayede borç yapısı iyileştirildi, faiz yükü azaldı ve borçlanma maliyetleri kontrol altına alındı.

Tam da bu iyileşme döneminde yapılan 2002 seçimleriyle iktidar değişti ve AKP, “yeni bir anlayış” vaadiyle tek başına iktidara geldi. Ancak kabul etmek gerekir ki, AKP’nin en büyük şansı, kriz döneminde alınan önlemlerin olumlu etkilerini kendi döneminde toplaması ve dünya genelinde ekonomik toparlanmanın başlamasıydı.

Zamanla ekonomik göstergelerdeki düzelmeyi, toplumda korku iklimi yaratma politikasıyla birleştiren AKP, iktidarını bugünlere taşıdı. Ancak tablo artık tersine dönmüş durumda. Küresel ekonomik krizin etkileri, ülkemizdeki ekonomik göstergelerin hızla bozulması, artan işsizlik, çalışanların ve emeklilerin maaşlarının yüksek enflasyon karşısında erimesi, adalete olan güvenin zayıflaması gibi nedenlerle AKP her geçen gün daha fazla kan kaybediyor.

Gelir dağılımı hızla bozuldu. Zengin daha zengin olurken, alt gelir grupları açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Asgari ücretlilerin ve emeklilerin alım gücü, tarihin en düşük seviyelerine geriledi. Sosyal güvenlik yasalarında yapılan değişiklikler ve TÜİK verilerine olan güvenin zedelenmesi de bu durumu pekiştirdi.

Toplumda devlet kurumlarına olan güvenin büyük ölçüde kaybolduğu bu karanlık tablodan çıkış yolu, bugün artık geniş kesimler tarafından erken seçim ve parlamenter sisteme dönüş olarak dillendiriliyor. Bu dönüşümü gerçekleştirebilecek, halkın güvenini yeniden tesis edecek tek siyasi güç ise Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

CHP iktidarıyla birlikte devlet kurumlarına duyulan güvensizlik sona erecek, parlamenter sistemin yeniden tesisiyle toplumda adalet, eşitlik ve kalkınma anlayışı güçlenecektir. Gelir dağılımında adalet sağlanacak, gençlerimize nitelikli eğitim sunularak bilgi çağının gerekleri yerine getirilecektir.

102 yıl önce kurulan Türkiye Cumhuriyeti, yeniden çağdaş bir devlet kimliği kazanacak; yapılacak eğitim reformları, hukuk sisteminin güçlendirilmesi ve demokratik değerlerin hâkim kılınması ile halkın refahı sağlanacaktır. Toplumcu kalkınma anlayışı yeniden hayat bulacak, bilgi devrimiyle birlikte halkımız geleceğe güvenle bakacaktır. Türkiye, adeta fabrika ayarlarına dönecektir.

AKP’nin laiklik karşıtı söylemleri ve uygulamaları, toplumda kutuplaşmayı artırmış, dini değerlerin siyaset malzemesi yapılması devletin yapısını zedelemiştir. CHP iktidarında ise çağdaş, laik ve demokratik bir Türkiye yeniden inşa edilecektir.

Günümüzde “tek adam yönetimi”nin yol açtığı olumsuzluklar, demokrasinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Ekonomik kalkınmanın yolu eğitimde yapılacak dönüşümden ve bilgi toplumunun gereği olan siber güvenlik alanındaki atılımlardan geçmektedir. Eğitim sisteminde yapılacak reformlar, toplumu geleceğe taşıyacak en temel adımdır.

Mutlu bir toplum için, eğitimden adalete, sosyal güvenlikten adil gelir dağılımına kadar her alanda köklü değişim ve yenilenme gereklidir. Ancak mevcut iktidar bu değişimi gerçekleştirecek enerji ve vizyondan yoksundur. Bu dönüşümü hayata geçirebilecek tek siyasi parti ise CHP’dir.

Unutmayalım:

“Delilik, kişide seyrek görülen bir nesnedir: Gruplar, partiler, uluslar, çağlar için ise bir kural hâlindedir.”
Friedrich Nietzsche