Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

KAHVECİLER VE BERBERLER HER ŞEYİ DUYARLAR…

Fethi Karadeniz

Bu akşam, yıllarını kahvede çalışarak geçirmiş, hâlâ evinin geçimini bu yolla sağlayan eski dostum İbrahim’i ve eşini ailece evlerinde ziyaret ettik.

Her ne kadar İbrahim, kahvehanede çaylarını kendi demleyip müşterilerine kendi elleriyle dağıtsa da bu akşam çayları eşinin elinden içtik. Çaylarımızı yudumlarken koyu bir sohbete daldık.

Sohbetin konusu aslında hepimizin hayatına dokunan, fakat üzerinde yeterince düşünmediğimiz bir meseleydi:

Üretmekten uzaklaşıp tüketmeye alışan bir toplum hâline geliyoruz.

İbrahim bir süre sustuktan sonra söze şöyle başladı:

“Fethi Abi, toplum olarak tüketici bir toplum hâline geldik ve bu durum giderek daha da artıyor.”

Haklıydı.

Çünkü geçmişe baktığımızda, bugün yaşadığımız değişimin ne kadar büyük olduğunu daha iyi görebiliyoruz.

Eskiden bu ilçemizde her beş evin en az ikisinde ahırlar vardı. Her ahırda da birkaç tane süt sığırı bulunurdu. İnsanlar kendi ihtiyacının bir bölümünü kendisi üretir, komşusuyla paylaşır, fazlasını da satarak aile bütçesine katkı sağlardı.

Sonra ne oldu?

Büyük çiftlik sahipleri evleri tek tek dolaşarak inekleri birer ikişer, değerinden fazla para ödeyerek satın aldılar.

Kalan hayvanlar içinse başka bir süreç başladı.

“Komşular koku yapıyor” denilerek belediyelere şikâyetler edildi.

Derken ahırlar birer birer kapandı.

Eskiden komşularımızdan yeni sağılmış, taze sütleri uygun fiyatlarla alırken bugün büyük marketlerin raflarına mahkûm olduk.

Bugün 5 kilo süt için 375 lira ödüyoruz.

Yani sütün kilosu 75 liraya geliyor.

Sadece süt mü böyle?

Elbette hayır…

Eskiden köylerde neredeyse her evin bahçesinde yeşillikler, fasulyeler, maydanozlar ve daha nice ürün yetiştirilirdi.

İnsanlar toprağa dokunurdu.

Tohum eker, sulardı.

Emek verir, karşılığında ürününü alırdı.

Şimdi ise köylerde bile üç harfli marketler var.

Üretimin yerini hazır tüketim aldı.

Kimse bir şey üretmiyor. Hazırcı tüketiciler hâline geldik.

Evlerimizin bereketini taşıyan analarımız birer birer vefat ettikçe, bağ ve bahçeyle uğraşan insanların sayısı azaldıkça, o eski üretim kültürü de yavaş yavaş hayatımızdan çekildi.

Toprakla insan arasındaki bağ zayıfladı.

Bahçeler boşaldı, ahırlar kapandı, üretim azaldı.

Bunun yerine market rafları çoğaldı.

YERLİ MALI HAFTASI’NDAN TÜKETİM TOPLUMUNA

Eskiden benim öğretmenlik yıllarımda okullarda “Yerli Malı Haftası” kutlanırdı.

Öğrenciler evlerinden yerli malı meyveler getirir, arkadaşlarıyla paylaşırdı.

O günlerde çocuklara yalnızca meyve ikram edilmezdi.

Onlara üretmenin, paylaşmanın, emeğin ve yerli olmanın değeri de öğretilirdi.

Şimdi ise paylaşılacak yerli malımız neredeyse kalmadı.

Her şeyimizi dış ülkelerden getirtiyoruz.

Üretim azalıyor.

Tüketim artıyor.

Tüketicilerin sayısı çoğalıyor.

Ve insan ister istemez kendisine şu soruyu soruyor:

“Bu gidişat nereye?”

Çünkü üretmeyen toplumların geleceği güçlü olamaz.

Bir toplum kendi sütünü, sebzesini, meyvesini, temel ihtiyaçlarını üretmekten uzaklaşıyorsa zamanla yalnızca ekonomik olarak değil, sosyal olarak da dışa bağımlı hâle gelir.

Bugün belki market rafları dolu…

Ama üretim yoksa o rafların doluluğu bize gerçek bir refah sunmaz.

Çünkü üretimin olmadığı yerde refah uzun süre yaşayamaz.

KAHVECİLER VE BERBERLER NEDEN HER ŞEYİ DUYAR?

Belki de yazının başlığındaki sözün asıl anlamı burada saklıdır.

Kahvehaneler, berber dükkânları, mahalle bakkalları…

Buralar sadece insanların oturup çay içtiği, tıraş olduğu veya alışveriş yaptığı yerler değildir.

Buralar toplumun nabzının attığı yerlerdir.

İnsanlar en çok buralarda konuşur.

Dertlerini anlatır, geçmişi hatırlar, bugünü tartışır, geleceği sorgular.

Kahveci de duyar, berber de…

Çiftçinin derdini de bilirler, emeklinin sıkıntısını da, esnafın hesabını da, ev hanımının mutfak masrafını da…

Çünkü toplumun her kesimi bir şekilde bu mekânlarda buluşur.

İbrahim’in evinde yaptığımız o akşam sohbeti de aslında sıradan bir sohbet değildi.

O sohbet, değişen hayatımızın küçük ama önemli bir fotoğrafıydı.

Geçmişten bugüne kaybettiklerimizi, üretimden tüketime nasıl savrulduğumuzu ve yarınlara ne bırakacağımızı düşünmek için bir fırsattı.

Üretim yalnızca tarlada, ahırda veya fabrikada gerçekleşmez.

Üretim bir kültürdür.

Bir yaşam biçimidir.

Çocuğa toprağı sevdirmek, emeğin değerini öğretmek, yerli malını kullanmak, komşuyla paylaşmak ve kendi ihtiyacını mümkün olduğunca kendin karşılayabilmek de üretim kültürünün parçalarıdır.

Bugün geldiğimiz noktada ise üreticilerin azalmasına karşılık tüketicilerin çoğaldığını görüyoruz.

Gidişatımız hiç iyi değil.

Çünkü bir ülkenin, bir ilçenin, bir köyün ve hatta bir ailenin geleceği üretmekten geçer.

Unutmamalıyız:

ÜRETİM YOKSA REFAH DA YOKTUR.

Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, yeniden toprağa dönmek, yeniden üretmek ve yeniden paylaşmayı öğrenmektir.

Çünkü tüketerek değil, üreterek geleceğimizi kurabiliriz.