ADIM ADIM SEVR’E DOĞRU

Celal Küçük | Egeden Medya Haber Köşe Yazısı
Mondros Mütarekesi’nden sonra Osmanlı Devleti, tarihinin en ağır dönemlerinden birine sürüklenirken, bazı Osmanlı aydınları ülkenin kurtuluşunu İngiliz veya Amerikan mandasında görmeye başladı. Bu düşünceyle İngiliz Muhipleri Cemiyeti ve Wilson Prensipleri Cemiyeti kuruldu.
İstanbul hükümetleri ise yaşanan ağır tablonun sorumlusu olarak Anadolu’da örgütlenen millî direnişi ve Mustafa Kemal ile arkadaşlarını göstermeyi tercih etti.
Müttefik devletler, uzun görüşmeler sonucunda hazırladıkları Sevr Antlaşması’nı Osmanlı Devleti’ne kabul ettirmek için harekete geçti.
22 TEMMUZ 1920: SALTANAT ŞURASI
Müttefiklerin hazırladığı antlaşmanın kabul edilip edilmeyeceğini görüşmek üzere 22 Temmuz 1920’de Yıldız Sarayı’nda Saltanat Şurası toplandı.
Devletin üst düzey yöneticilerinden 43 kişi toplantıya katıldı. Müttefiklerin şartları okunarak Osmanlı yönetimine iki seçenek sunuldu:
Antlaşma kabul edilmezse İstanbul elden çıkacak, kabul edilirse Osmanlı Devleti küçülecek ancak İstanbul Türklere bırakılacaktı.
Sadrazam Damat Ferit Paşa, İtilaf Devletlerinin Padişah’a duyduğu güvenin bir sonucu olarak İstanbul’un Türklere bırakıldığını ve antlaşmayı kabul etmekten başka çare bulunmadığını savundu.
Uzun tartışmaların ardından Padişah Vahdettin, Sevr Antlaşması’nı kabul edenlerin ayağa kalkmasını istedi.
Topçu Ferik Rıza Paşa dışında 42 kişi ayağa kalktı.
Böylece Osmanlı yönetimi, Sevr’in kabulü yönünde iradesini ortaya koymuş oldu.
10 AĞUSTOS 1920: SEVR ANTLAŞMASI
10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması imzalandı.
Antlaşma, Mondros Mütarekesi’nde ortaya konulan şartların çok daha ayrıntılı biçimde uygulanmasını öngörüyordu. Bu kez Osmanlı topraklarının paylaşımı, sınırları da belirlenerek açıkça ortaya konulmuştu.
TBMM’nin büyük direnişine ve Anadolu halkının tepkisine rağmen Osmanlı heyeti Sevr Konferansı’na katıldı.
Antlaşmayı Osmanlı Devleti adına:
- Maarif Nazırı Hadi Paşa
- Şûrayı Devlet Başkanı Rıza Tevfik
- Bern Büyükelçisi Reşat Halis
imzaladı.
Sevr, Paris yakınlarında porselen üretimiyle tanınan Sevr (Sèvres) adlı küçük bir yerleşim yerinde, bir porselen fabrikasının sergi salonunda imzalandı.
SEVR ANTLAŞMASI NELER GETİRİYORDU?
433 maddeden oluşan Sevr Antlaşması’nın öne çıkan hükümleri şunlardı:
• Trakya ve Batı Anadolu’nun önemli bölümü Yunanistan’a bırakılacaktı.
• Ege adalarının çoğu Yunanistan’a, Rodos ve On İki Ada ise İtalya’ya bırakılacaktı.
• Antep, Urfa ve Mardin’in bulunduğu bölgeler Fransa’nın denetimine bırakılacaktı.
• İstanbul, Boğazlar ve Marmara bölgesi, özel bir yönetim ve güvenlik düzenine tabi tutulacaktı.
• Azınlıklara geniş haklar tanınacaktı.
• Hicaz bağımsız bir devlet olacak, Osmanlı Devleti Mısır üzerindeki haklarından vazgeçecekti.
• Van, Erzurum, Bitlis, Rize ve Trabzon’u kapsayan bölgelerde bir Ermeni devleti kurulmasının önü açılacaktı.
• Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Ermenistan dışında kalan bölümlerinde özerk bir Kürt yönetimi kurulması öngörülüyor, ilerleyen süreçte bağımsızlık ihtimali de gündeme getiriliyordu.
Ancak Sevr’in Osmanlı Devleti açısından hukuken yürürlüğe girebilmesi için Meclis-i Umumi ve Padişah tarafından onaylanması gerekiyordu.
O dönemde Meclis’in kapalı olması ve yaşanan hükümet değişiklikleri nedeniyle bu onay gerçekleştirilemedi.
SEVR’E KARŞI MİLLÎ DİRENİŞ
Sevr’in imzalanmasının hemen ardından Yunanistan, antlaşmanın kendisine sağladığı imkânlardan yararlanarak Anadolu’daki işgalini genişletmeye yöneldi.
12 Ağustos 1920’de İzmir ve çevresinde Yunan yönetimi daha da güçlendirildi. Yunan yasaları uygulanmaya, Yunan mahkemeleri kurulmaya ve işgal bölgelerine Yunan görevliler atanmaya başlandı.
Anadolu’da ise tepki giderek büyüyordu.
17 Ağustos 1920’de halk ve millî direnişi destekleyen basın Sevr’i sert biçimde protesto etti.
Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, TBMM Başkanlığına gönderdiği telgrafta Sevr’i imzalayanların ve Saltanat Şurası’na katılanların hain ilan edilmesini istedi.
19 Ağustos 1920’de TBMM, Sevr’i tanımadığını bir kez daha ilan etti.
Meclis kararıyla Saltanat Şurası’na katılanlar ile Sevr Antlaşması’nı imzalayanlar vatan haini ilan edildi.
7 Ekim 1920’de Ankara İstiklal Mahkemesi, Damat Ferit Paşa ile Sevr’i imzalayan Hadi Paşa, Rıza Tevfik ve Reşat Halis hakkında idam kararı verdi.
Bu kişiler daha sonra Yüzellilikler listesine dahil edilerek yurtdışına çıkarıldı ve vatandaşlıktan çıkarıldılar.
ATATÜRK’ÜN SÖZLERİYLE SEVR
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta Sevr Antlaşması’nı, Türk milletine karşı yüzyıllardır hazırlanmış büyük suikastın son halkası olarak değerlendirdi.
Sevr, yalnızca bir antlaşma değildi.
Bir milletin siyasi, ekonomik ve toprak bütünlüğünü ortadan kaldırmayı hedefleyen bir paylaşım projesiydi.
Fakat Anadolu’da yükselen Millî Mücadele, bu projenin karşısında durdu.
RIZA TEVFİK’İN ANILARINDA SEVR
Sevr’i imzalayan isimlerden Rıza Tevfik, daha sonraki yıllarda kaleme aldığı “Biraz da Ben Konuşayım” adlı anılarında, Sevr görüşmelerindeki çaresizliği anlatır.
Rıza Tevfik’in aktardığına göre, Osmanlı heyetine antlaşma üzerinde gerçek anlamda söz hakkı verilmemiş, metin adeta kabul ettirilmek istenmiştir.
Rıza Tevfik, Almanya’ya bile yüzlerce sayfalık antlaşmayı incelemesi için yalnızca kısa bir süre tanındığını, Alman temsilcilerinin itirazları üzerine dönemin Fransa Başbakanı Georges Clemenceau’nun sert bir tavır sergilediğini aktarır.
Bu durum karşısında Osmanlı heyetinin kendisini daha da çaresiz hissettiğini ifade eder.
Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü siyasi ve askeri çöküşün vardığı son noktayı gösteriyordu.
Ancak Sevr kâğıt üzerinde kaldı.
Çünkü Anadolu’da Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yürütülen Millî Mücadele, bu antlaşmanın uygulanmasına izin vermedi.
Sevr’in karşısına Mudanya Ateşkesi, ardından Lozan Barış Antlaşması çıktı.
Tarih bize bir kez daha gösterdi ki;
Bir milletin kaderi, yalnızca masalarda imzalanan belgelerle belirlenemez.
Milletin iradesi, bağımsızlık kararlılığı ve mücadelesi varsa, dayatılan antlaşmalar da tarihin çöplüğünde yerini alabilir.
Celal Küçük
Egeden Medya Haber Köşe Yazarı
















































