Biz Ölümden Korkmuyoruz

Biz ölümden korkmuyoruz.
Çünkü biliyoruz ki yaşam, sadece nefes almak değildir.
Yaşam, zulme karşı başkaldırmak, haksızlığa direnmek, halkı için mücadele etmektir.
Paris’in barikatlarında can veren komüncülerle,
Moskova’nın kızıl sabahlarını yaratan Bolşeviklerle,
Vietnam’ın pirinç tarlalarında emperyalizme karşı direnen halklarla,
Sierra Maestra’dan Havana’ya yürüyen Fidel’le, Che’yle omuz omuzayız.
Biz, bu topraklarda umudu büyütenlerin yoldaşıyız.
Mustafa Suphi’nin Karadeniz’deki son yolculuğundayız,
Deniz Gezmiş’in darağacında dimdik duran başındayız,
İbrahim Kaypakkaya’nın işkencehanelerde teslim olmayan bilincindeyiz,
Mahir Çayan’ın Kızıldere’de yankılanan son sözlerindeyiz:
“Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik.”
Bu, bir çağrıdır.
Zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlara,
Sömürüye, faşizme, emperyalizme başkaldıranlara,
Direnişi bir yaşam biçimi, adaleti bir hedef bilenlere.

Bir kişiyle başlar belki bu yol, ama milyonlarla yürünür.
Ve biz o milyonların izindeyiz.
Her barikatta bir slogan,
Her gözaltında bir direniş,
Her zindanda bir umut oluruz.
Çünkü biz inanıyoruz:
Halkın olduğu yerde devrim vardır.
Ve devrim, en çok inananların ellerinde büyür.
Ve bir gün,
“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek”
sürdürürüz bu yürüyüşü.
Adnan Yücel’in dizelerinde yankılanır sesimiz:

“…
ve bir gün
ve bir gün
bakacaksınız
toprakta yürüyen karıncalar
gökte uçan kuşlar
suda yüzen balıklar
ve insanlar
el ele tutuşmuş
halaya durmuş
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”
İşte biz o güne inanıyoruz.
Ve o güne kadar susmuyoruz, boyun eğmiyoruz, vazgeçmiyoruz.
Ya sosyalizm,
Ya barbarlık!
















































