Haberi dinleyebilirisiniz!

Afrodisias: Mermerin Kalbinde Aşkın ve Sanatın İzleri

Ege’nin kadim topraklarında, Menderes’in bereketli kolları arasında bir kent vardır: Afrodisias. Geyre’nin, Karacasu’nun sessiz dağlarının arasında, binlerce yılın bilgeliğini taşlayan bir kentin adıdır bu. Her bir mermeri, her bir sütunu, insanın hem emeğini hem de tanrısal hayalini yansıtır.

Aydın İli’nin Karacasu ilçesine bağlı bu antik kent, denizden 600 metre yükseklikte bir plato üzerinde yer alır. Menderes nehri ile onun kolu Dandalaz Çayı’nın şekillendirdiği vadide, doğa sanki uygarlığı kucaklamak için en uygun yatağı hazırlamıştır. Afrodisias, yalnızca bir kent değildir; aynı zamanda bir medeniyet aynası, bir sanat okulu, bir aşk mabedidir.

Rivayete göre Roma İmparatoru Augustus, “Asya topraklarında bu kenti seçtim” diyerek Afrodisias’ı koruma altına almış, ona vergi muafiyeti ve özerklik tanımıştır. Çünkü burası, taşın dile geldiği, aşkın heykel olduğu bir şehirdi. Babadağ’dan başlayan mermer ocakları, insan elinin yaratıcılığıyla birleşerek, Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanına taşınan heykellerin beşiği olmuştur.

Kentte yetişen heykeltıraşlar, yalnızca taş yontmadılar; insanın ruhunu, duygusunu, aşkını da mermerin kalbine işlediler. M.S. 1. ve 5. yüzyıllar arasında bu topraklarda yükselen heykeller, imparatorlukların saraylarını süsledi. Afrodisias, adını aldığı Afrodit’in —yani aşk ve güzelliğin tanrıçasının— ruhunu her bir eserinde yaşattı.

Bu kadim şehir, yalnızca sanatıyla değil, doğasıyla da cömertti. Zeytin ve üzüm bağlarıyla çevrili vadisinde bereketin ve emeğin simgesiydi Afrodisias. Helenistik, Roma ve Bizans dönemleri boyunca fikirlerin, inançların, sanatın birbirine karıştığı bir medeniyetler kavşağı oldu.

1961 yılında başlayan kazılarda, Kiliseler, Hipodrom, Kent Meclisi, Tiyatro, Hamam ve Heykeltıraş Okulu bir bir gün yüzüne çıkarıldı. Ve bu kazıların ardındaki isim, halkın “Amerikalı” dediği ama aslında bu toprakların aşığı olan Prof. Kenan T. Erim’di. Tam 30 yıl boyunca burada yaşadı, çalıştı ve sonunda sonsuz uykusuna da bu topraklarda, kendi kazdığı uygarlığın gölgesinde yattı.

Bugün Afrodisias, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Ama asıl mirası, o listeye girmekle değil, insanlık tarihine kattığı değerle ölçülmeli. Çünkü Afrodisias, sadece taşın, toprağın ya da tarihin değil; aşkın, emeğin ve insanlığın öyküsüdür.

Karacasu’ya yolunuz düşerse, 13 kilometre sonra sizi karşılayacak bu sessiz ihtişama uğramadan geçmeyin. Yol boyunca uzanan oteller, pansiyonlar, restoranlar size bir şey vadediyor olabilir… Ama Afrodisias, size bir zaman yolculuğu vaat eder.

Ve belki de o yolculuğun sonunda, siz de Augustus’un sözünü tekrarlarsınız:
“Tüm Asya topraklarında bu kenti seçtim.”