Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

SEÇİM LÜTUF DEĞİL HAKTIR

Demokrasilerde her tür erken ya da zamanında yapılacak seçim, seçmenin elinin altında hazır olmalıdır. Seçmenin iradesi her şeyin üzerindedir. Devlet Bahçeli’nin dediğinin tam tersine, seçim çarşıdan domates, patates almaya birebir çok benzer. Çünkü seçim; vatandaşın ekmek gibi, su gibi, analarının ak sütü kadar demokratik bir hakkıdır.
İktidarın ülkeyi yönetemediğini kendilerinin de bildiği, sorunları çözmeye yönelik bir adım atamadıkları ortadayken, iktidar ortakları adeta tükenmişlik sendromu yaşamaktadır. Türkiye’de MHP, iktidarın doğrudan ortağıdır. Ne kadar bunu perdelemek, gizlemek isteseler de MHP fiilen iktidarın ortağıdır. Burada muhalefet, ısrarla MHP’nin bu konumunu pas geçmektedir. Bu, muhalefet açısından yapılan yanlış bir stratejidir.
Bu ortaklığın sadece yazılı bir protokolü yoktur. Adeta bu iki parti iç içe geçmiş durumdadır. Israrla iktidarını sürdürmek isteyen Cumhur İttifakı, iktidardan gidişlerini engellemek için tüm dezenformasyonlara başvurmakta, hukuku kullanarak sürekli yeni engeller yaratmaktadır.

Bu arada ülkede var olan muhalefet partilerinin bazılarının AKP’den seçmen çekemediği görülmekte olup, çaktırmadan özellikle açılım süreci üzerinden CHP’ye yüklenmektedirler. Ana muhalefetin son bir yıldır gösterdiği çaba toplumda çok büyük karşılık bulmasına karşın, diğer muhalif partilerin ve STK’ların çalışmaları yetersizdir. Anketlerde kararsızların oy oranının hâlâ %33’lerde dolaşması, ciddi biçimde masaya yatırılmalıdır.
Bunun gerekçelerinden biri, telefonla yapılan anketlerde vatandaşın doğru yanıt vermemesi; bir diğer gerekçe ise vatandaşın çocuklarının, torunlarının ya da yakınlarının devlet dairelerinde çalışıyor olması ve onlara zarar gelir düşüncesiyle siyasi tercihlerini belirtmemesidir.
Son kategoride oluşan ve çoğunluğu oluşturan kararsız kitle ise, hem iktidardan hem de muhalefetten beklentilerine yanıt alamayan vatandaşlardan meydana gelmektedir. Bu vatandaşlarla son günlerde günlük yaşamda çok sık karşılaşılmaktadır. Bu kitle ciddiye alınmalıdır. Çünkü bu kitlenin, olumsuz yönde diğer kararsızları etkileme yüzdesi oldukça yüksektir.

Burada en büyük görev; başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere, tüm muhalefet partilerine, aydınlara, çağdaş ve demokratik STK’lara düşmektedir. En hassas konu ise bu vatandaşların en çok mesafeli durduğu başlığın “çözüm süreci” olması ve bu sürece ilişkin muhalefetin net tavırlar almaması nedeniyle kafaların karışık olmasıdır.

Vatandaş, ülkenin nasıl yönetileceğini ve yaşanılan sorunların nasıl çözüleceğini; başta ana muhalefet partisi olmak üzere, muhalefetin kendi plan ve projeleriyle çok daha hızlı ve net biçimde öğrenmek istemektedir. Mitingler bir yere kadar toplumu aydınlatmıştır; ancak bu saatten sonra yaşamın her alanında halkla birebir iletişim kurulması gerekmektedir. Bu konuda yine en büyük sorumluluk ve eylem görevi CHP’ye düşmektedir.