Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

 

YAŞAYAN İNSAN HAZİNESİ: GÜLAY DİRİ

Toprağın hafızasını sesiyle taşıyan Gülay Diri, yarım asra yaklaşan emeğiyle Teke Yöresi’nin kültürünü geleceğe aktarıyor.

Halk müziğinin köklerine sadık, sesiyle toprağın hafızasını taşıyan bir isim: Gülay Diri… O, yalnızca türkü söyleyen bir sanatçı değil; aynı zamanda yaşadığı coğrafyanın dilini, geleneklerini ve ruhunu koruyan bir kültür emekçisidir. Unutulmaya yüz tutmuş değerleri yaşatma çabası, onu gerçek anlamda bir “kültür savaşçısı” hâline getirmiştir.
1968 yılında İbradı’nın Aşağı Eynif Ovası’nda, Tepsili Bucak’ta doğan Diri, müziği bir okulda değil, hayatın içinde öğrendi. Anneannesi ve babaannesinden aldığı ilhamla küçük yaşlarda türkülerle tanıştı. Çoban bir ailenin on iki çocuğunun en büyüğü olarak büyüdü; ilkokulun ardından yirmi yaşına kadar koyun güderek yaşamını sürdürdü. Ancak bu zorlu yaşam, onun sanat yolculuğunun en güçlü kaynağı oldu.
Teke Yöresi’ne özgü “boğaz havaları” tekniğinde ustalaşan Diri, başparmak ya da işaret parmağıyla gırtlağa baskı yaparak çıkarılan bu özgün seslerle yalnızca müzik icra etmedi; aynı zamanda bir iletişim dili kurdu. Dağlarda sürü güderken bu ezgilerle hayvanlarla iletişim kurdu, duygularını ifade etti, haberleşti. Boğaz havaları; sevdanın, sitemin, eğlencenin ve hatta yarışmanın sesi oldu.

Çocukluk yıllarında babasıyla çobanlık yaparken bu ezgileri içselleştiren Diri, Manavgat’tan Konya’ya göç eden Yörüklerden de beslenerek müziğini zenginleştirdi. Anneanne, babaanne ve halasından öğrendiği ninni, mani ve türkülerle doğaçlama söyleme yeteneğini geliştirdi; “delbek” (def) çalmayı öğrenerek bu geleneği yaşattı.
Yirmi yaşından sonra İstanbul’a yerleşen Diri, evliliği ve anneliğiyle birlikte sanatını da büyüttü. Yıllar boyunca düğünlerde, şenliklerde ve çeşitli kültürel etkinliklerde türkü söyledi; repertuvarını genişletti. Konserler, festivaller, çalıştaylar ve sempozyumlarla adını duyurdu; televizyon ve radyo programlarıyla daha geniş kitlelere ulaştı. Üç albüm çıkararak sanatını kalıcı hâle getirdi.
Pandemi sürecinde yeniden İbradı’ya dönen sanatçı, hayatının en ağır sınavlarından birini yaşayarak kızını kaybetti. Bu acı, onun hayata bakışını derinden değiştirdi; ancak müziğe olan bağlılığını daha da güçlendirdi.

2024 yılında, UNESCO kapsamında “Yaşayan İnsan Hazinesi” unvanına layık görülmesi, onun yıllara yayılan emeğinin uluslararası düzeyde tescillenmesi oldu. Bu unvan yalnızca bir ödül değil; aynı zamanda bir kültürün taşıyıcısı olmanın sorumluluğudur.
Gülay Diri, özellikle Teke Yöresi’ne özgü türküleri “doğduğu gibi” söylemeye özen gösterir. Yöresel ağız, tavır ve söyleyiş özelliklerini titizlikle korur. “Boğaz çalma” tekniğindeki ustalığı ve delbek eşliğinde icrası, onu alanında ayrıcalıklı bir konuma taşır. Mütevazı duruşu ise sanatının önüne geçmeyen, aksine onu derinleştiren bir özelliktir.
Bugün Gülay Diri, İbradı ve Toroslar’ın sözlü kültürünü neredeyse yarım asırdır yaşatan en önemli kadın icracılardan biri olarak kabul edilmektedir. Derlediği, koruduğu ve gelecek nesillere aktardığı türkülerle yalnızca bir sanatçı değil; yaşayan bir kültür hazinesidir.

“Sanat, insanın doğaya eklediği şeydir.”
— Francis Bacon