Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

BEN DOĞDUM, BİR ŞEHRİN ÖMRÜ EKSİLMEYE BAŞLADI

Dünya Çevre Günü’nde Bir Vicdan Muhasebesi

Bugün 5 Haziran.

Takvimler benim doğum günümü gösteriyor.

Tam 69 yıl önce dünyaya gözlerimi açmışım.

Aynı tarih, yıllar sonra Dünya Çevre Günü olarak ilan edildi.

Hayat bazen insana sembollerle konuşur.

Belki de bu yüzden her 5 Haziran’da yalnız yaşımı değil, yaşadığım kentin yaşını da hesaplarım.

Çünkü insan yalnız kendi ömrünü yaşamaz.

Bir şehrin ömrünü de yaşar.

Bir ağacın gölgesini, bir ovanın bereketini, bir denizin mavisini ve bir çiçeğin sessiz varlığını da taşır içinde.

Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki ben yaş aldıkça doğa yaşlandı.

Ben büyüdükçe toprak küçüldü.

Ben yaşlandıkça ağaçlar eksildi.

Ve ne yazık ki insanlık ilerlediğini söylerken, medeniyet geriledi.

Çünkü gerçek medeniyet gökdelenlerin yüksekliğiyle değil, koruyabildiğiniz değerlerle ölçülür.

Dünya Çevre Günü’nün hikâyesi de tam olarak budur.

1972 yılında Stockholm’de toplanan dünya liderleri ilk kez insanlığın doğaya karşı yürüttüğü savaşın sonuçlarını konuşmak zorunda kaldılar.

Bugün kutladığımız gün aslında bir bayram değildir.

Bir uyarıdır.

Bir alarmdır.

Bir vicdan çağrısıdır.

Ancak ne yazık ki yıllar içinde bu çağrının içi boşaltıldı.

Çevre bilinci denildiğinde çocukların ellerine çöp torbaları verildi.

Fotoğraflar çekildi.

Afişler basıldı.

Sloganlar atıldı.

Oysa çevreyi korumak hiçbir zaman yere atılmış bir pet şişeyi toplamaktan ibaret olmadı.

Çevreyi korumak; toprağı korumaktır.

Suyu korumaktır.

Ormanı korumaktır.

Kıyıyı korumaktır.

Bir kentin hafızasını korumaktır.

Gelecek kuşakların yaşam hakkını korumaktır.

Çünkü çevre kirlenmesi yalnız çöplerle başlamaz.

Çevre kirlenmesi vicdanın kirlenmesiyle başlar.

Bir tarım arazisine baktığınızda bereket yerine rant görüyorsanız…

Bir ormana baktığınızda yaşam yerine maden ruhsatı görüyorsanız…

Bir kıyıya baktığınızda deniz yerine beton projesi görüyorsanız…

Sorun çevrede değil, zihniyettedir.

Bugün Kuşadası’na baktığımda bunu görüyorum.

Bir zamanlar incir kokan, zeytin kokan, deniz kokan toprakların nasıl metrekare hesabına dönüştürüldüğünü görüyorum.

Toprağın değerinin üretimle değil, imar planlarıyla ölçüldüğü bir döneme tanıklık ediyorum.

Son yedi yılda yaşanan yapılaşma baskısı ve betonlaşma, yalnız binaları çoğaltmadı.

Aynı zamanda doğayı azalttı.

Tarım alanlarını azalttı.

Nefes alan yaşam alanlarını azalttı.

Ve en önemlisi, Kuşadası’nın ruhunu azalttı.

Çünkü şehirler betonla büyümez.

Şehirler hafızayla büyür.

Hafızasını kaybeden şehirler ise yalnız kalabalıklaşır.

Bugün Kısmet Oteli’ni düşünüyorum.

Bir bina olarak değil.

Bir simge olarak.

Bir dönemin tanığı olarak.

Kuşadası’nın dünyaya açılan yüzlerinden biri olarak.

Bu kentin belleğinde yer etmiş değerlerden biri olarak.

Çünkü bazı yapılar yalnız taş ve betondan oluşmaz.

Onlar bir kentin ortak hatıralarını taşır.

O hatıralar kaybolduğunda geriye yalnız duvarlar değil, büyük bir boşluk kalır.

Ve bugün Tulüşah’ı düşünüyorum.

Kuşadası’nın kayalıklarına tutunarak yaşamayı başarmış o eşsiz çiçeği…

Bilim insanları onu endemik tür olarak tanımlıyor.

Ben ise onu bir şehrin tapusu olarak görüyorum.

Çünkü Tulüşah yalnız bir bitki değildir.

Bu coğrafyanın imzasıdır.

Doğanın Kuşadası’na bıraktığı mühürdür.

Bir gün Tulüşah’ın yaşam alanları yok olursa yalnız bir çiçek kaybolmuş olmayacak.

Kuşadası’nın hafızasından bir sayfa daha kopacaktır.

İşte bu yüzden çevrecilik, çöp toplamak değildir.

Çevrecilik Tulüşah’ı korumaktır.

Çevrecilik tarım toprağını korumaktır.

Çevrecilik kıyıları korumaktır.

Çevrecilik gelecek kuşakların hakkını savunmaktır.

Bugün bilim bize çok net şeyler söylüyor.

Açılan maden ocaklarının yeraltı sularını etkilediğini biliyoruz.

Ekosistemleri parçaladığını biliyoruz.

Toprak yapısını bozduğunu biliyoruz.

Biyolojik çeşitliliği azalttığını biliyoruz.

İklim dengelerini değiştirdiğini biliyoruz.

Yani artık mesele bilgisizlik değildir.

Mesele tercih meselesidir.

Toprağı mı seçeceğiz?

Yoksa rantı mı?

Çocuğumuzun geleceğini mi seçeceğiz?

Yoksa birkaç yıllık kazancı mı?

İnsanlığın önündeki soru budur.

Bugün 69 yaşındayım.

Bu yaştan sonra insan kendisi için çok az şey ister.

Ama gelecek için çok şey ister.

Benim dileğim doğum günü pastasındaki mumlardan ibaret değildir.

Benim dileğim, çocuklarımızın bir gün Tulüşah’ı yalnız kitaplarda görmemesidir.

Benim dileğim, Kuşadası’nın kalan son tarım arazilerinin de betonun altında kalmamasıdır.

Benim dileğim, Dünya Çevre Günü’nün göstermelik etkinliklerin ötesine geçmesidir.

Çünkü çevreyi korumak doğayı sevmek değildir yalnız.

Çevreyi korumak, emanete sahip çıkmaktır.

Biz bu dünyayı atalarımızdan miras almadık.

Çocuklarımızdan ödünç aldık.

Ve korkarım ki bu borcu öderken her geçen gün biraz daha geç kalıyoruz.

Bugün doğum günüm.

Kutlama yapmak yerine bir kez daha hatırlatmak istiyorum:

Bir çiçek yok olduğunda yalnız bir çiçek ölmez.

Bir şehir eksilir.

Bir ülke eksilir.

Bir medeniyet eksilir.

Ve bazen bir medeniyetin çöküşü, sessizce yok olan bir çiçeğin ardından başlar.

5 Haziran 2026 Kuşadası