Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Geçmişten Günümüze Kayyım

“Kayyum” kelimesi Arapça kökenlidir ve “Bir işi yürütmekle görevlendirilen kişi”, “İdare eden”, “Temsilci” anlamına gelir.

1950 Yerel seçimlerinde Demokrat Parti’den Muğla Belediye Başkanı seçilen Naci Karaosmanoğlu ile Demokrat Parti yöneticileri arasındaki anlaşmazlıktan dolayı, Demokrat Parti 1955 yerel seçimlerinde Naci Karaosmanoğlu’nu aday göstermeyince, Naci Karaosmanoğlu seçime bağımsız aday olarak girer.
Bu şekilde Demokrat Parti’nin oyları bölünür. CHP’de Muğla’da belediye başkan adayı göstermeyerek bu olaya örtülü destek verir. 1955 yılında yapılan yerel seçimlerde Muğla Belediye Başkanlığı’nı Naci Karaosmanoğlu bağımsız aday olarak girdiği bu seçimi tekrar kazanır.
Bu sefer Demokrat Parti Naci Karaosmanoğlu’nu engellemeye başlar. Çeşitli engelleme girişimleri sonucunda 25 Haziran 1958 tarihinde Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes imzalı kararname ile Muğla Belediye Başkanı Naci Karaosmanoğlu görevinden alınarak, yerine Muğla Valisi Esat Kaya Ayman kayyım olarak atanır. Esat Kaya Ayman hem Valilik, hem de Belediye Başkanlığı görevlerini 27 Mayıs 1960 İhtilali’ne kadar sürdürür.

Naci Karaosmanoğlu olayı ülkemizdeki ilk kayyım olayı olarak tarihteki yerini alır. Modern anlamda ve yasal adıyla belediyelere kayyım atanması ise Türkiye’de özellikle 2016 sonrası OHAL döneminde çıkarılan 674 sayılı KHK ile sistematik hale gelmiştir. İlk geniş kapsamlı kayyım atamaları Doğu ve Güneydoğu’daki belediyelerde uygulanmıştır. Yine aynı dönemlerde, “Üstü örtülü kayyım uygulaması” diyebileceğimiz durumlar gündeme gelmiştir. Başta İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye başkanlarının istifaya zorlanarak görevden alınması buna örnektir.
Dünya üzerinde buna benzer uygulamalar özellikle totaliter rejimlerde sıkça görülmektedir. Hatta kayyım olayının az gelişmiş ülkelerde siyasi partilere kadar uzandığını görebiliriz.
Pakistan’da, Pakistan Muslim League Parti yönetimine askeri darbeler döneminde devlet müdahalesi yapıldı ve farklı fraksiyonlar resmi makamlarca desteklenerek yeniden yapılandırıldı.
Bangladeş’te Olağanüstü hal dönemlerinde seçim komisyonu ve geçici hükümet müdahaleleriyle Bangladesh Nationalist Parti yönetimi üzerinde baskı ve geçici denetim uygulandı.
Zimbabwe’de Movement For Democratic partisinde Mahkeme kararlarıyla parti içi liderlik değişikliklerine devlet etkisi olduğu yönünde tartışmalar yaşandı; bazı yöneticiler geçici olarak mahkeme desteğiyle göreve getirildi.
Venezuela Democratic Action Partisine 2020’de Yüksek Mahkeme, muhalefet partisinin mevcut yönetimini görevden alarak hükümete yakın geçici yöneticiler atadı. Bu, dünyadaki en açık “Partiye kayyım benzeri müdahale” örneklerinden biri kabul edilir.
Nikaragua’da Independent Liberal Partisinde Mahkeme kararıyla parti liderliği değiştirilmiş ve devlet destekli yeni yönetim tanınmıştır.
Bu örneklerin bir kısmı teknik olarak “Kayyım” değil; ancak mahkeme veya devlet eliyle parti yönetiminin değiştirilmesi nedeniyle siyaset biliminde “Kayyım benzeri müdahale” kategorisinde değerlendirilir.
Yaklaşık iki haftadır süregelen ülkemizdeki Kayyım tartışmalarını ve dünya üzerindeki görülen kayyım olaylarını göz önüne alırsanız ülkemizdeki demokrasinin işleyişinin durumunu daha net anlayabilirsiniz. Demek ki bizim demokrasi standardımız Afrika ve Latin Amerika düzeyinde. Halbuki bizim insanımız Almanya’nın bizi kıskandığına inanıyor.
Ayrıca son dönemlerde yaşanan Akp harici belediyelere yapılan operasyonları düşündüğümüzde bizdeki demokrasi anlayışının ne kadar kötüye gittiğini anlayabilirsiniz. Tüm bunlara CHP’ye yönelik kayyum tartışmaları sürecinde kullanılan politik dili, siyasilerde görülen dönüşleri düşünerek ülkemizde demokrasi kavramının yanlış anlaşıldığı duygusuna kapılabiliriz. Bizdeki demokrasi söylendiği gibi, “İleri demokrasi” değil, olsa olsa “Çakma demokrasi” olabilir.
“Demokrasinin en büyük zaafı, seçmenin kolay kandırılabilir olmasıdır.” (H. L. Mencken)