Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Yaşananlar Işığında CHP Üzerine Düşünceler..

İpe dolanan kedi gibiyiz,
Kurtulmaya çalıştıkça daha çok dolanıyoruz,
Sonunda hareket edemez hale gelmemiz kaçınılmazdır…

AKP ile birlikte zorunlu ders olmaktan çıkartılan ve artık adeta kaldırılan Mantık ve Felsefe dersleri aslında bilinçli bir tercihti..
Amaç, sorgulamayan, doğru düşünemeyen ve zinhar “Neden?” diye sorular sormayan bireylerden oluşan bir toplum yaratmaktı..
Başardı mı??
Bence başardı elbet.
Bugün geldiğimiz noktada, en çok “sağlıklı düşünme, eleştiri, özeleştiri” kurumlarını işletmesi gereken solun büyük bir bölümü ve,
özellikle entelektüel birikime, yani “aydın, felsefe, düşünce, fikir” kavramlarına daha yakın olması gereken CHP tabanı çoğunluğunda bunun başarılı olduğunu görebiliyoruz..
CHP tabanı sistemli düşünmeyi, düşünce diyalektiğini yitirmiş bir taban haline gelmiştir ne yazık ki..
Örneğimizdeki haliyle, ipe dolanan kedi misali sürekli aynı ipe dolanıp, kurtulmaya çalıştıkça daha da dolanması gibi..
“Neden?” sorusunu sormadıkça, “Neden bu hale geldik?” diye üzerinde düşünmedikçe, tüm bu sorunları üreten sebepleri korkusuzca, bütün çıplaklığıyla ortaya koymadıkça ve çözümleri için kafa patlatmadıkça nasıl altından kalkılır tüm bunların??
Susarak, sürekli yaptığımız gibi, “Şimdi sırası değil” diyerek, (Bu “şimdi sırası değil” tekerlemesi de bildiğim 40 yıldır böyle sürüp gidiyor, nedense o sıra asla gelmez bir türlü), bünyeyi içten içe bitiren, kemiren, tüm direncini yok eden virüs, mikroplardan kurtulmadıkça, nasıl olacak bu iş??
Sadece bir parti değil, artık adeta “devlet” haline gelmiş ve devletin tüm gücünü pervasızca kullanan bir iktidarla, bu zayıf, “hastalıklı”, direncini yitirmiş bünyeyle savaşabilir misiniz??
Mümkün değil..
Parti içeride “memnuniyetsizlikler” üretemez hale gelmişse, her gün bir yerinden patlıyorsa, bir Başkanı, üyesi kaçıyorsa, hem de tam karşısında konumlandığı cepheye kolaylıkla “pat” diye çekip gidebiliyorsa burada çok ciddi ve derhal masaya yatırılması gereken bir sorun vardır elbet..
Yine, bu sorunu da bizzat yaratanlarla veya bu sorunlar yaşanmasın diye kılını kıpırdatmayanlarla çözemeyeceğiniz bir gerçektir..
Sadece odağını değil, omurgasını da yitirmiş bir yapı, ideoloji sorunlu kadrolarla bundan ötesini bekleyemezsiniz..
Çünkü, içinde debelenip durduğunuz ideolojik boşluklarla ortaya koyacağınız hiçbir siyasetin, politikanın, programın, yaşanan bu devasa sorunları taşıyabilme, onlara karşı inanılır, güvenilir çözümleri ortaya koyabilme olanağı yoktur.
Hep söylediğimiz gibi,
olağanüstü dönemler, haller, olağan, bilindik, klasik siyaset yöntem, yollarıyla karşılanamaz. İlla olağanüstü yol, yöntemler, durumun vahametini kaldırabilecek yeni metotlar üretmek zorundasınız.
Daha önceleri birçok kez yazdım, parti derhal, acilen kendisini sürekli dirençsiz bırakan, enerjisini tüketen iç bünyesindeki zafiyetlerden kurtulmalıdır, bunun yolu da tam demokratik, çağdaş, katılımcı bir örgütlenme modeline kavuşmasından geçer.
Popülizmden kurtulup, kurucu değerler, ana, temel ilkeleri, asli ideolojisini odağı haline getirip, omurgasını da buna göre şekillendirmelidir.
Kadrolar, parti içinden, tamamen bağımsız, özgür iradeyle oluşturulmalıdır. Tek karar verici “lider ve ekibi” yerine, “ilkeler ve ilkeleri hedefleyen kadrolar” anlayışına göre, üyelik yapılanmasındaki çarpıklıklar da giderilerek, her mevkii istisnasız ön seçim, çoğulcu iradeyi yansıtan çarşaf liste gibi yöntemleri zorunlu ve tek seçenek haline getirmelidir. İşte demokratik örgütlenme dediğimiz bu yapılanma tüm bu hastalıklardan kurtaracağı gibi, partiyi tekrar odağına kilitler, omurgası üzerine oturtur, malum mikrop, virüslerden de kurtulmuş oluruz..
Yoksa, ipe dolanan kedi misali, dolanır dururuz, uzunca yıllardır yaşadığımız gibi,
Eh, sürekli, hep aynı şeyleri yaparak her seferinde farklı sonuçlar bekleyecek kadar aptal değiliz, değil mi..