Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Yeni Parti Tutar mı?

Türkiye siyasetinde parti kurmak hiçbir dönem zor olmamıştır; zor olan, kurulan partiyi toplumsal bir harekete dönüştürebilmektir. Çok partili hayata geçtiğimiz günden bu yana yüzlerce siyasi parti kurulmuş, büyük umutlarla yola çıkan birçok yapı kısa süre içinde ya siyaset sahnesinden çekilmiş ya da etkisiz hale gelmiştir. Çünkü siyasette kalıcılığı belirleyen yalnızca kadrolar ya da söylemler değil; güçlü bir toplumsal zemin, tarihsel bir birikim ve derin bir ideolojik aidiyettir.
Bugün Türkiye’de hemen her siyasi kırılmanın ardından “Yeni parti” tartışmaları gündeme gelmektedir. Özellikle mevcut partiler içindeki görüş ayrılıkları büyüdüğünde, bazı çevreler çözümü ayrışmakta ve yeni bir siyasi yapı kurmakta görmektedir. Ancak Türkiye’nin siyasi pratiği göstermektedir ki ana gövdeden kopan hareketler, güçlü bir toplumsal karşılık oluşturamadıkları sürece uzun ömürlü olamamaktadır.
23 Mayıs 2026 tarihinde alınan Mutlak Butlan kararı sonrasında CHP içerisinde ciddi bir siyasi tartışma ve muhalif dalga ortaya çıkmıştır. Bu süreçte bazı çevrelerin yeni parti ihtimalini gündeme taşıdığı görülmektedir. Fakat mevcut siyasi atmosfer dikkatle analiz edildiğinde, Türkiye’nin yeni bir ayrışmadan çok birlik duygusuna ihtiyaç duyduğu açıkça görülmektedir.
Bugün toplumun geniş kesimlerinde ekonomik kriz, adalet tartışmaları, demokratik gerilimler ve siyasal kutuplaşmanın yarattığı ciddi bir yorgunluk vardır. Böyle bir ortamda seçmen, muhalefetin kendi içinde bölünmesini değil; ortak hedefler doğrultusunda birlikte hareket etmesini istemektedir. İnsanlar artık sürekli yeni oluşumlar görmekten çok, mevcut muhalefetin güçlü ve kararlı bir siyasal hat oluşturmasını beklemektedir.
Türkiye siyasetinin geçmişine bakıldığında da benzer örnekler görülmektedir. Kemal Satır’ın Güven Partisi, Muharrem İnce’nin Memleket Partisi, Emine Ülker Tarhan’ın Anadolu Partisi ve Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Partisi başlangıçta belirli bir kamuoyu ilgisi oluşturmuş olsa da kalıcı ve geniş tabanlı bir siyasal başarıya ulaşamamıştır. Bunun temel nedeni, yeni oluşumların yalnızca tepki siyasetiyle ayakta kalamaması; güçlü bir örgüt yapısı, derin ideolojik bağ ve toplumsal aidiyet oluşturamamasıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi ise sıradan bir siyasi parti değildir. Yüz yılı aşan tarihiyle CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu siyasal iradesini temsil eden bir gelenektir. CHP seçmeninin önemli bir bölümü yalnızca kişilere ya da dönemsel kadrolara bağlı hareket etmez; parti kimliğine, tarihsel hafızaya ve Altı Ok’un temsil ettiği siyasal anlayışa sahip çıkar. Bu nedenle CHP içinde yaşanan her kriz, yalnızca bir liderlik tartışması değil; aynı zamanda tarihsel bir aidiyet mücadelesi niteliği taşır.
Bu durum bazen sert iç tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Ancak CHP seçmeni çoğu zaman kişisel kırgınlıkların ötesinde partinin bütünlüğünü önceleyen bir refleks göstermektedir. Çünkü seçmenin önemli bir kısmı açısından CHP yalnızca bir siyasi tercih değil, aynı zamanda Cumhuriyet değerlerinin siyasal temsilidir.
Öte yandan CHP, Türkiye’de hem sağdan hem soldan yoğun eleştiri alan partilerden biridir. Farklı ideolojik çevrelerin CHP’ye yönelik mesafeli yaklaşımının temelinde yalnızca siyasi rekabet değil; Türkiye’nin yönüne dair farklı düşünceler de bulunmaktadır. Bununla birlikte, demokrasi, hukuk devleti ve parlamenter sistem gibi temel meselelerde CHP’nin varlığının belirleyici olduğu da geniş kesimler tarafından kabul edilmektedir. Bu nedenle birçok siyasi çevrenin CHP ile kurduğu ilişki yalnızca stratejik değil, aynı zamanda sistemin devamlılığı açısından zorunlu bir denge arayışıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni ayrışmalar değil; ortak hedefler etrafında siyasi aklı büyütebilmektir. Türkiye’nin kutuplaşmayı derinleştiren değil, toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir siyasal dile ihtiyacı vardır. Muhalefetin enerjisini iç mücadelelere değil; halkın ekonomik sorunlarına, demokrasi taleplerine ve hukuk arayışına yöneltmesi daha gerçekçi bir siyasal sonuç doğuracaktır.
Siyasi mücadeleler gelip geçicidir; ancak devletler, toplumlar ve tarihsel miraslar kalıcıdır. Bu nedenle bugün CHP’de yapılması gereken, kırgınlıkları büyütmek değil; ortak idealler etrafında kenetlenebilmektir. Gün ayrışma değil, birlik zamanıdır. Gün kişisel hesapların değil, toplumsal sorumluluğun ön plana çıkması gereken gündür. Gün, Türkiye’nin geleceğini birlikte inşa etme günüdür.

“Bir ülkede küçük insanların gölgeleri büyüyorsa, orada güneş batıyor demektir.” (Çin atasözü)