Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

 

DÜN İHRAÇ EDENLER, BUGÜN HUKUK SAVUNUCUSU KESİLİYOR

Siyasetin en büyük sınavlarından biri tutarlılıktır. Dün savunduğunuzu bugün inkâr ediyor, dün alkışladığınıza bugün karşı çıkıyorsanız, ortada hukuk ya da ilke değil, konjonktüre göre şekillenen bir siyaset anlayışı vardır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde bugün disiplin süreçleri ve ihraç tartışmaları üzerinden yürütülen tartışmaları izlerken, geçmişte yaşananları hatırlamamak mümkün değil.
Partinin öz evlatları hukuksuzca partiden uzaklaştırılırken, üyelikleri engellenirken, yıllarını CHP’ye vermiş insanlar çeşitli gerekçelerle dışlanırken defalarca “Yapmayın” dedik. Bu partinin yükünü omuzlarında taşıyan, zor günlerinde yanında duran insanlara bedel ödetmeyin dedik. Ancak o gün bu çağrılara kulak veren olmadı.

Daha dün partiye katılanlar baş tacı edilirken, 1992 yılından bu yana CHP saflarında mücadele eden insanlar sudan gerekçelerle itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Emek, sadakat ve mücadele geçmişi çoğu zaman görmezden gelindi.
Bugün ise aynı çevrelerin, disipline sevk edilen isimler üzerinden “Tüzük gereği böyle ihraç olmaz” açıklamaları yaptığını görüyoruz.
Oysa hafızalar tazelendiğinde bambaşka bir tablo ortaya çıkıyor.
05 Kasım 2014 tarihli MYK kararı hâlâ ortada duruyor. Dönemin milletvekili Süheyl Batum hakkında işletilen süreç de benzer yöntemlerle yürütülmüştü. Bugün hukuku ve tüzüğü hatırlatan birçok isim, o gün ya alınan kararların altında imza sahibiydi ya da sürecin doğrudan içindeydi.
İşte asıl soru burada karşımıza çıkıyor:
Dün doğru kabul edilen bir uygulama bugün neden yanlış ilan ediliyor?
Eğer dün savunduğunuz bir yönteme bugün karşı çıkıyorsanız, değişen hukuk değildir. Değişen siyasi pozisyonunuzdur.
Kendi yaptıklarını başkaları uyguladığında itiraz edenler, bugün de üyeleri ve kamuoyunu manipüle etmeye çalışıyor. Oysa siyasi ahlak, önce kendi geçmişinizle yüzleşmeyi gerektirir.
Kimlerin hakkı yenmişse, kimlerin emeği görmezden gelinmişse, kimler siyasi hesapların kurbanı olmuşsa; bunun vicdani yükü de, siyasi sorumluluğu da o kararları alanların omuzlarındadır.
Çünkü adalet bazen gecikir ama unutmaz.
Hayatın ve siyasetin değişmeyen bir kuralı vardır:
Etme bulma dünyası…
Nazım Hikmet’in dizelerinde söylediği gibi:
“Yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı; Anlamak gideni ve gelmekte olanı…”
Gidenleri de, gelenleri de tarih not eder.
Ve adalet, er ya da geç, herkesi bulur.

Dipnot:

Daha önce övgüler yazdığımız bir kişiyi yalnızca bir kez eleştirdik diye bizi de partiden atmaya kalkışanlar vardı. Sadece farklı düşündüğü veya eleştirdiği için ihraç edilen, dışlanan, emekleri yok sayılan yoldaşlarımızı da unutmadık. Dün eleştiriye tahammül gösteremeyenlerin bugün demokrasi ve özgürlük söylemleriyle ortaya çıkmasını ibretle izliyoruz. Eğer buna demokrasi diyebiliyorsak, demokrasi kavramını yeniden konuşmamız gerekiyor.