43 YIL OLMUŞ
Bir yara ki 43 yıldır sızlıyor, “OLUR’MU” demeyin oluyor.

Bu sabah çok erken uyandım, her 12 Eylül sabahında olduğu gibi, gece kabuslu, karabasanlarla geçti, 43 yıl önce yaşananlar ve yaşadıklarım öylesine hafızama kazınmış ki, silinmesi mümkün olmayan bir yaşanmışlık. Hani ara ara sızlayan diş ağrısı olur ya onun gibi birşey, dün gibi hafızama yerleşmiş yaşananlar, silinmesi unutulması mümkün olmayan, aklıma her gelişinde tırnaklarıma kadar sızlatan yaşanmışlıklar.
O, 12 Eylül sabahı dipçikleriyle çıka geldiler, sonra yapraklar ağaçların dallarından teker teker solup döküldü, tıbkı biz gibi. Ardından gelen o soğuk kasvetli işkence dolu günler, saçlarımız gibi umutlarımız da bir gecede kesilmişti.

Oğlum Özgür, bir Asker postalıyla Polis jopunun gölgesinde dünyaya geldi, gelişinin sevincinden öte innat vardı yüreğimde, inadına inadına onun adı Özgür olacak demiştim, şimdilerde kendince özgür, bir kaç ay içerisinde onunda bu mendebur dünyaya gelişinin 43.Yıılını kutlayacağız. Şimdilerde kafasını kaldırıp baktığında, işkenceden kararmış gözlerimi hatırlarmı bilemem ama inatla adı “Özgür” olacak diyerek özgürlüğe adadığımı hatırlar sanırım.
43 yıl bir ömür;
hala dinmeyen sızılar, soğuk işkence odaları, kulakları sağır eden feryatlar ve o beyaz renoların arka koltuğunda geri dönemeyeceği yere götürülen yoldaşlar, bazen bize düştü ardından şiir yazmak bazen de size, ağıt oldu türkü oldu o yangınlardan kalemimize akanlar.
Bu günkü gibi aklımda o son bakışla dar ağacına yürüyen Erdal,
yanımızdan alınıp, bir daha dönmeyen yürekler, bir şiire bir şarkıya bir ağıt’a sığarmı, biz orada kaldık ama onlar 43 yıla neleri sığdırdılar…
AĞLA, AĞLA GÖZLERİM, ÇAPAKLARIN KÖR EYLERDE BELKİ GÖRMEM
Dostlar bugün beni yalnız bırakın, ranzamda tanıdığım yavşakları (bit yavrusu) arar oldum, bu günlerde heryer yavşak dolmuş, kapanmayan yaralarım sızlıyor, ranzamdaki yavşakları arar oldum.
Ekrem Örsoğlu















































