“Adalet Çadırda mı, Mahkeme Salonunda mı?”

Rüşvet ve irtikap suçlamalarıyla tutuklanan ve görevden uzaklaştırılan, Kuşadası Belediye Başkanı üzerinden yürütülen “destek çadırı” tartışmaları büyüyor. Okunan mektuplar, kullanılan dil ve yürütülen algı, yargı sürecinin önüne mi geçiyor?
Ülkemizde adliye binaları yerli yerinde dururken, adaletin çadırda aranıyor olması başlı başına bir çelişkidir.

Kentin göbeğinde kurulan “destek çadırı”, artık bir dayanışma alanı olmaktan çıkmış, açık bir algı operasyonuna dönüşmüştür. Her gün yazılan mektuplar, okunan mesajlar ve yapılan açıklamalarla kamuoyuna tek taraflı bir “masumiyet hikayesi” sunuluyor.
Oysa ortada bir hikâye değil, yargıya intikal etmiş ciddi suçlamalar var.
Çadırda okunan mektuplardan birinde, Ömer Günel’in Belediye eliyle yapılanlarla kendisini överken “İki tane şerefsiz iftiracının mesnetsiz ifadesi ile” söylemini kullandığı görülüyor, bu söylem meselenin seyrini değiştirecek ağırlıktadır. Çünkü burada sadece bir savunma yapılmıyor; aynı zamanda şikayetçi olan kişiler doğrudan hedef alınıyor.


Peki kim bu “iftiracılar”?
Şikayetçilerin isimler belli. Bu kişilerden biri de Kuşadası halkının oylarıyla seçilmiş bir belediye meclis üyesi. Yani halkın iradesiyle gelmiş bir temsilci. Şimdi sorulması gereken soru çok açık:
Aynı halkın seçtiği bir isim, neden iftira atsın?
Eğer ortada bir iftira varsa, bunun yeri çadır değil mahkeme salonudur. Ama eğer bu sözler, şikayetçileri itibarsızlaştırmak ve kamuoyu baskısı oluşturmak için söyleniyorsa, o zaman ortada başka bir sorun daha var demektir. Kaldı ki, aynı dosyada sanık olan, partinin milletvekili aday adayı olmuş, Kuşadası Spor kulübü başkanlığı yapmış, şimdiki Belediye Başkanı Av. Tahsin Demirtaş’ın avukatlığını yaptığı Ferdi Zengin itirafçı olmak istemiş ve bu isteği mahkeme kayıtlarına girmiş…
Bir yandan “siyasi tutuklu” söylemi dillendiriliyor, diğer yandan dosyaya giren şikayetler, ifadeler ve yeni suç duyuruları gündeme geliyor. Bu tablo, savunmadan çok bir çelişkiler zincirini andırıyor.

Nitekim Kuşadası Belediyesi eski Fen İşleri Müdürü Fatma Çanakçı’nın Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı suç duyurusu, iddiaların sadece bir cepheden gelmediğini gösteriyor. Sayıştay sürecine ilişkin öne sürülen iddialar, meselenin idari değil doğrudan hukuki bir zeminde ilerlediğini ortaya koyuyor.

Öte yandan “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla devam eden dava sürecinde bilirkişi raporuna yapılan itirazla süre uzatılmış olsa da, tartışma dinmiş değil. Çünkü kamu vicdanı, sürecin sadece teknik değil, aynı zamanda ahlaki boyutunu da sorguluyor.
Tam da bu noktada en tehlikeli eşik karşımıza çıkıyor:
Yargı süreci devam ederken, çadırdan yapılan “masumiyet ilanları”…

Hiç kimse mahkeme kararından önce suçlu ilan edilemez. Bu doğrudur.
Ama aynı şekilde, hiç kimse mahkeme kararı yokken “pırıl pırıl” ilan da edilemez.
Adalet, sloganla değil; delille işler.
İtibar, alkışla değil; kararla korunur.
Bugün Kuşadası’nda kurulan o çadır, belki de en çok şu sorunun simgesidir:
Gerçekler nerede ortaya çıkacak?
Çadırda mı?
Yoksa mahkeme salonunda mı?
Ve unutulmamalıdır:
Adalet, mektuplarla yazılmaz. Kararla tecelli eder.
O karar geldiğinde ise herkes, söylediği sözün altında kalır.

















































