MÜDAHALE ETMEYE BAYILIYORUZ!

Mehmet Gültekin
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Orta Asya ve Kafkasya’da yeni bir dönem başladı. Bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri, Türkiye ile siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli fırsatlar ortaya çıkardı.
Bu ülkeler arasında Azerbaycan’ın ayrı bir yeri vardır. Dilimiz, tarihimiz, kültürümüz ve ortak değerlerimizle birbirimize bağlıyız. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler yalnızca iki devlet arasındaki diplomatik bağlardan ibaret değildir; aynı zamanda güçlü bir toplumsal yakınlığın da ifadesidir.
Ancak yakınlık, her konuda aynı düşünmek veya karşı tarafın bütün kararlarını sorgusuz sualsiz kabul etmek anlamına gelmez. Asıl mesele, farklılıklarımızı karşılıklı saygı çerçevesinde değerlendirebilmektir.
Kardeşlik, Her Konuda Müdahale Etmek midir?
Son dönemde Azerbaycan’la ilgili gelişmeler ve bu gelişmeler üzerine Türkiye’de yapılan açıklamalar, üzerinde düşünülmesi gereken bir konuyu yeniden gündeme getiriyor.
Bazı siyasetçilerin, milletvekillerinin, yazarların, gazetecilerin ve medya içerik üreticilerinin başka ülkelerin iç politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunurken kullandıkları dil, zaman zaman diplomatik hassasiyetlerin önüne geçebiliyor.
Elbette Azerbaycan’da yaşanan gelişmeler hakkında görüş bildirmek, eleştiri yapmak ve düşüncelerimizi paylaşmak mümkündür. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü bağlar nedeniyle toplumumuzun Azerbaycan’da olup bitenlere duyarsız kalması da beklenemez.
Ancak eleştiri ile müdahale arasındaki çizgiyi doğru belirlemek zorundayız.
Bir ülkenin uygulamalarını eleştirmek başka, o ülkenin iç işlerine müdahale olarak değerlendirilebilecek bir tutum sergilemek başkadır. Söylediğimiz sözlerin, yaptığımız açıklamaların ve oluşturduğumuz platformların diplomatik ilişkilere nasıl yansıyacağını da hesaba katmalıyız.
Kardeşlik ilişkileri, karşılıklı saygıyla güçlenir. Yakınlıklarımızı korumak istiyorsak farklılıklarımızı da sağduyuyla yönetebilmeliyiz.

Başkasından Beklemediğimizi Kendimiz de Yapmamalıyız
Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak kendi iç işlerimize müdahale edilmesini istemiyorsak, başka devletlerin de egemenlik haklarına ve kendi kararlarını alma yetkilerine saygı göstermemiz gerekir.
Bu yaklaşım, eleştiriden vazgeçmek veya yanlış gördüğümüz uygulamalar karşısında sessiz kalmak anlamına gelmez. Tam tersine, eleştirilerimizi tutarlı, ilkeli ve yapıcı bir dille ifade etmemiz gerektiğini gösterir.
Uluslararası ilişkilerde temel ölçümüz, yalnızca kendi çıkarlarımız veya siyasi tercihlerimiz olmamalıdır. Başka ülkeler söz konusu olduğunda savunduğumuz ilkeleri değiştirmek, samimiyetimizi tartışmalı hâle getirir.
Örneğin, ekonomik ilişkilerimiz zarar görmesin düşüncesiyle Çin’de yaşayan Uygur Türklerinin maruz kaldığı baskılar ve hak ihlalleri karşısında sessiz kalanların, başka ülkelerin iç politikaları konusunda son derece sert açıklamalar yapması bir çelişki değil midir?
İnsan hakları, özgürlükler ve adalet konularında samimi olmak istiyorsak, bu değerleri yalnızca işimize geldiğinde savunamayız. İlkeli olmak, aynı ölçüyü her yerde uygulamayı gerektirir.

Azerbaycan’la İlişkilerimizde Sağduyu Şart
Azerbaycan bizim için sıradan bir komşu veya herhangi bir dost ülke değildir. Ortak tarihimiz ve kültürel bağlarımız, iki ülke arasındaki ilişkileri özel bir konuma taşımaktadır.
Tam da bu nedenle, Azerbaycan’la ilgili meselelerde daha dikkatli bir dil kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.
Her açıklamayı bir siyasi tartışmaya dönüştürmek, her farklılığı bir gerilim konusu hâline getirmek ve her gelişmeye sert tepkiler vermek, uzun vadede ilişkilerimize fayda sağlamayabilir.
Dostluk, yalnızca aynı düşünceleri paylaşmakla değil, farklı düşünceleri de saygıyla karşılayabilmekle güçlenir. Eleştiri yapılacaksa bunun amacı sorunları derinleştirmek değil, daha iyi çözümlerin önünü açmak olmalıdır.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü ilişkilerin korunması, her iki ülkenin de yararınadır. Bu ilişkileri kişisel çıkışlara, siyasi polemiklere veya ölçüsüz açıklamalara kurban etmemeliyiz.
Başkalarından beklediğimiz saygıyı önce kendimiz göstermeliyiz.
Çünkü uluslararası ilişkilerde kullanılan dilin de yapılan açıklamaların da sonuçları vardır. Sözlerimizi söylerken yalnızca o anki tepkileri değil, gelecekte oluşabilecek sonuçları da düşünmek zorundayız.
Ve her zaman söylediğim gibi…
Toplum olarak ruh ve beden sağlığımızı korumamız gerekir.
Saygılarımla.
Mehmet Gültekin
22 Ekim 2026















































