Bu ülkenin tarihinde bazı isimler vardır; sadece bir insanı değil, bir dönemi temsil eder. “Kemal” ismi de Türkiye’de sıradan bir isim olmaktan çoktan çıkmıştır. Çünkü biri, küllerin içinden bir Cumhuriyet kurdu. Diğeri ise bugün, kendi partisinin küllerinin içinde yeniden bir düzen kurmaya çalışıyor.
Birinci Kemal, Mustafa Kemal Atatürk idi.
Yıllar önce işgal edilmiş, yoksullaştırılmış, parçalanmış bir memleketin ortasında ayağa kalktı. Etrafında yokluk vardı, içeride ihanet vardı, dışarıda emperyal güçler vardı. Ama o, bütün bunlara rağmen bir milletin yeniden ayağa kalkabileceğine inandı. Sadece savaş kazanmadı; düşünce kazandı, akıl kazandı, çağdaşlık kazandı.
Cumhuriyeti ilan etti.
Cumhurbaşkanı oldu ama makam sevdasından değil; bu ülkenin yapacak daha çok işi olduğu için. Harf devriminden eğitime, hukuktan kadın haklarına kadar daha onlarca yenilik gerçekleştirdi. Belki ömrü biraz daha uzun olsaydı bugün hâlâ konuşacağımız nice dönüşümü de tamamlayacaktı. Ama ardında bağımsız bir ülke bıraktı. İnsanına özgürlük bıraktı. Korkmadan yaşayabilme fikrini bıraktı.
Ve bugün hâlâ bu topraklarda nefes alabiliyorsak, bunun temelinde onun attığı imza vardır.
İkinci Kemal ise Kemal Kılıçdaroğlu.
O da bugün başka bir savaşın içinden geri dönüyor. Kurşunların değil ama siyasetin hançerlerinin dolaştığı bir savaşın… Kendi deyimiyle “ihanetlerin”, “adaletsizliklerin”, “uyumsuzlukların” yaşandığı bir süreçten sonra, hukukun verdiği hakla yeniden koltuğunu geri almaya hazırlanıyor.
Siyasette bazen seçim kaybetmekten daha ağır şeyler vardır: Kendi evinin içinde yalnız bırakılmak.
Şimdi gözler CHP’de.
Bir tarafta geri dönmeye hazırlanan Kemal Bey… Öte tarafta o odadan çıkmak istemeyen bir başka genel başkan: Özgür Özel.
Bugün sayın Özel i tekrar gurup başkanı seçen chp !
Salı günü kim gurupta konuşacak derdi darmış partiyi !
İsteyen konuşsun. Saray yada sokak düzeni ne derseniz deyin; Bırakın da o kürsüden Yasal Genel Başkan konuşsun nediyecek?
Sayın Özel’i dinlediniz hep. Ama konu kendine yol açmak. Meclisin de bir usulü adabı vardır ..
Siyasetin dili bazen serttir. Halkın dili ise daha da serttir. Bu yüzden sokakta birçok insanın meseleyi “odasını paylaşmak istemeyen yaramaz çocuk” benzetmesiyle anlattığını duyuyoruz. Bayram sonrası CHP’de büyük bir hesaplaşma yaşanacağı konuşuluyor. Ve görünen o ki Kemal Kılıçdaroğlu, o koltuğa bir şekilde yeniden oturacak.
Ama asıl mesele koltuğa oturması değil.
Asıl mesele, oturduktan sonra ne yapacağı.
Konuşulanlara bakılırsa önce parti içinde kendisini geçmişte baltaladığını düşündüğü isimlerle ilgili ciddi kararlar alınacak. Milletvekilleri, yöneticiler, çeşitli görevlerde bulunan bazı isimlerin parti içindeki pozisyonları askıya alınabilecek. Belediyelerle ilgili tartışmalı süreçlerde de benzer adımlar gündeme gelebilir. Hatta tutuklu bulunan bazı belediye başkanlarıyla ilgili süreçler bile yeniden değerlendirilebilir.
Ayrıca eski düzen bitti, o dememde disiplin suçu yakıştırmasıyla Özgür Özel yönetimine eleştiri yapanları atan o yapı bitti, artık geri dönecekler .
Fakat işin en önemli kısmı bunlar değil.
Asıl önemli olan, CHP’nin özüne dönüp dönemeyeceği.
Kemal Bey’in aklındaki en büyük hamlenin mahallelerden başlayan yeni bir delege yapılanması olduğu konuşuluyor. Yani yıllardır tartışılan, şaibelerle anılan, “kim kimi yazdı”, “kim kimi taşıdı”, “kim hangi hesabın parçası oldu” denilen yapının değiştirilmesi…
Gerçekten CHP’ye yakışan, daha adil, daha şeffaf bir sistem kurulması…
Sadece kendisine oy verenlerin değil, kendisini eleştirenlerin bile içinde yer alabileceği bir demokratik organizasyon…
Mahallelerden başlayıp delegelere uzanan ve sonunda adayları gerçekten üyelerin iradesiyle belirleyen bir düzen…
İşte CHP’nin yeniden ruhunu bulacağı yer tam da burasıdır.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi, sadece tabeladan ibaret bir parti değildir. O parti, bu ülkenin kuruluş hikâyesinin siyasi mirasıdır. Ve o mirasın içinde kişisel hesaplardan çok daha büyük bir anlam vardır.
Eğer Kemal Kılıçdaroğlu bunu başarırsa — yani sistemi gerçekten daha adil, daha demokratik, daha liyakatli bir hale getirirse — zaten yeniden aday olmasına gerek kalmaz. Çünkü insanların gönlündeki yerini korumuş olur.
Belki de siyaset bazen seçim kazanmaktan değil, doğru sistemi bırakabilmekten geçer.
Ve belki de Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, iki Kemal’in birbirine benzeyen tarafını yeniden hatırlamaktır:
Biri Cumhuriyeti kurdu.
Diğeri belki kendi partisinde yeniden Cumhuriyet fikrini ayağa kaldırmaya çalışıyor.
Umarız sonunda ne kişisel kavgalar kazanır ne de hizipler…
Kazanan, akıl olur.
Kazanan, demokrasi olur.
Ve umarız Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu, ülkenin ve partinin geleceği adına daha doğru bir denklemde birlikte çalışmayı başarırlar.