1 MAYIS 1977’DE TAKSİM’DE GERÇEKTE NE OLDU?
OPERASYONUN HEDEFİ NEYDİ?

1 Mayıs 1977’de Taksim’de, yaklaşık 500 bin kişinin katıldığı barışçıl bir işçi mitingi, kimliği hâlâ resmen ortaya çıkarılmamış silahlı unsurların ateş açması ve güvenlik güçlerinin panik yaratan müdahalesiyle katliama dönüştü. Olayda farklı kaynaklarda yer alan farklı rakamlara göre 31–36 kişi öldü, 126–220 kişi yaralandı. Ölenlerin 5’I kurşunla vurulmuş, diğerleri ve yaralananlar panik halinde kaçmaya çalışırken izdihamda ezilerek hayatını kaybetmişti. Olayın failleri bulunamadı ve süreç 12 Eylül’e giden güvenlikçi atmosferi güçlendirdi. Oda TV halef selef İstanbul Emniyet Müdürlerinin olaydaki rolüne dikkat çeken bir makale yayınladı. (1 Mayıs 1977: Taksim’i kana bulayan karanlık zincir. Gölge polisler… Yassıada’daki idamlıklarla ilgisi – Son Dakika Haberleri)
Olayın Arka Planı: Türkiye 1970’lerin Krizinde
1976 yılında uzun yıllar sonra ilk defa geniş katılımlı 1 Mayıs kutlaması Taksim ‘de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) tarafından gerçekleştirildi. 1977 yılında İstanbul Taksim Meydanı ‘nda yüz binlerce kişiyle en geniş katılımlı 1 Mayıs toplantısı düzenlendi. 1976’daki büyük 1 Mayıs kutlaması, 1977 için hem umut hem de “provokasyon olacak” söylentilerini artırmıştı.
1977’ye gelindiğinde Türkiye, şiddetli sağ sol çatışması, %90’lara varan enflasyon, MC hükümetlerinin ideolojik kadrolaşması, Kıbrıs sonrası ambargo ve günlük siyasi cinayetlerle sarsılıyordu. Bu ortam, hem basında hem akademik çalışmalarda “darbeye giden yolun taşlarının döşendiği dönem” olarak tanımlanır.

1 Mayıs 1977’de Taksim’de Ne Oldu?
DİSK’in çağrısıyla yaklaşık 500.000 kişi Taksim Meydanı’na toplandı. Tanıklıklara ve araştırmalara göre ilk ateş Sular İdaresi binası ve sonradan Sheraton ve bugünkü The Marmara Oteli Olan Intercontinental Oteli çevresinden geldi. Bu noktalar, dönemin Taksim Meydanı’na hâkim olan en yüksek ve stratejik binalarıydı.
Silah seslerinden hemen sonra zırhlı araçlar siren ve patlayıcılarla meydana girdi, Panzerler kalabalığa doğru ilerledi, Basınçlı su sıkıldı, En kritik çıkış olan Kazancı Yokuşu bir polis aracıyla kapatıldı. İşte zaten olayın en karanlık birkaç noktasından birisi de bu. Silahlar patlar patlamaz panzerler nasıl kalabalığa daldı, kim nasıl emir Verdi ve kalabalığın kaçış güzergahı olan Kazancı Yokuşu neden tıkandı. O kamyonu oraya kim park etmişti. Her şeye müdahale eden polis kamyona neden müdahale etmemişti? Anlaşılan bu harekatın planlayıcıları ölü ve yaralı sayısının olabildiğince çok olmasını istemiş. (1 Mayıs 1977: Taksim’de Kaos — Kazancı Yokuşu Gerçeği #shorts)

Ölümlerin çoğu ateşli silahla değil, panik, ezilme ve sıkışma nedeniyle gerçekleşti. Kaynaklara göre 31–36 kişi öldü, 126–220 kişi yaralandı. DİSK’in listesi 36 ölü içerirken, savcılık 31 ölüm bildirdi.
Failler Kimdi?
Bu sorunun cevabı resmen hâlâ bilinmiyor. Ancak hem akademik literatür hem tanıklıklar hem de uluslararası basın, şüpheleri üç oluşuma yöneltiyor. Kontrgerilla / Counter Guerrilla (Özel Harp Dairesi), sağ paramiliter gruplar (Ülkücüler) ve Devlet içindeki kayıt dışı yapılar (MİT).
Tuba Özhaznedar’ın 5 Aralık 2024 tarihinde Atatürk Üniversitesi yayın organı Atatürk Dergisi’nde yayımlanan “1 Mayıs 1977 Olaylarının Basın Üzerinden Değerlendirilmesi” başlıklı akademik çalışma, olayın faillerinin bulunmamasının, 1970’lerdeki faili meçhul şiddet dalgasını daha da artırdığını vurgular. (4419511)
Yargı Süreci
500’den fazla kişi gözaltına alındı, 98 kişi hakkında dava açıldı, Hiç kimse ceza almadı, 14 yıl süren yargılamalar sonuçsuz kaldı. Bu durum, olayın “faili meçhul” niteliğini pekiştirdi. Bunun ne anlama geldiğini Gülistan Doku cinayet soruşturmasında gördük.
Olayın Siyasi Sonuçları
1 Mayıs 1977, hem akademik çalışmalarda hem de gazetecilik kaynaklarında 12 Eylül 1980 Darbesi’nin meşruiyet zeminini güçlendiren kritik eşiklerden biri olarak değerlendirilir. (Diğeri bildiğiniz gibi Milli Selamet Partisi’nin 6 Eylül 1980 tarihli Konya Mitingidir.) Artan kutuplaşma, devlet içi güç mücadeleleri, sokak şiddetinin tırmanması, “Ülke kontrolden çıkıyor” algısı bu olaydan sonra daha da yoğunlaştı.
Sonuç: Gerçekte Ne Oldu?
Kesin olarak bilinenler şunlar;
• Silah sesleri yüksek binalardan geldi.
• Güvenlik güçlerinin müdahalesi panik ve ölümleri artırdı.
• 31–36 kişi öldü, yüzlercesi yaralandı.
• Failler bulunmadı.
• Olay, 12 Eylül’e giden süreci hızlandırdı.
Kesin olarak bilinmeyenler:
• Silahı kimin ya da kimlerin ateşlediği, (Sular idaresinin üzerinden ve Intercontinental otelinin üst katlarından silahla ateş edildiği yönünde tanık ifadeleri olsa da ben sular idaresi üzerinden ateş edildiği iddiasına katılmıyorum. Sadece İntercontinental Otelinden ateş açılmış olması daha akla yakın))
• Operasyonun planlayıcıları, (ülkücülerin dahli olduğunu düşünmüyorum. Kurumlararası çekirdek bir grubun icra etmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Önemli olan onlara bu talimatı kimin verdiğidir.)
• Devlet içi hangi yapıların rol aldığı. (MİT, Emniyet ve Özel Kuvvetlerden birisi mi yoksa koordineli bir müşterek grup mu? Susurluk olayı örneği düşünülebilir)
En güçlü akademik yoruma göre 1 Mayıs 1977, Türkiye’deki derin kutuplaşma ve devlet içi karanlık yapıların kesiştiği bir “operasyonel tertip” olarak görülüyor.

Oysa 1 Mayıs 1977’nin uluslararası istihbarat boyutu, Kontrgerilla tartışmaları, DİSK’in konumu, Ecevit’in açıklamaları ve 12 Eylül bağlantısı üzerine akademik literatür, basın taraması, tanık ifadeleri ve resmî belgelerden hareketle derinlikli bir çerçevede incelenmeye ihtiyacı var. Bu çerçeve, olayın faili meçhul niteliğini koruduğunu vurgulamakla birlikte, Türkiye’deki siyaset bilimi literatüründe tartışılan ana hatları sistematik biçimde ortaya koymaya çalışacağız.
I. ULUSLARARASI İSTİHBARAT BOYUTU
Bu başlık, Türkiye’deki akademik literatürde en tartışmalı alanlardan biridir. Kesinleşmiş bir bulgu yoktur; ancak çeşitli kaynaklarda öne çıkan üç ana eksen vardır:
1) NATO–Soğuk Savaş bağlamı
1970’ler, NATO ülkelerinde “komünizmin yükselişi” korkusunun zirve yaptığı dönemdi. Türkiye, NATO’nun güney kanadında kritik bir ülkeydi ve DİSK’in büyümesi,solun kitleselleşmesi, ABD karşıtı politikalar izleyen Bülent Ecevit’in CHP’sinin yükselişi ve sendikal hareketin güçlenmesi Batı başkentlerinde yakından izleniyordu.
Bazı akademik çalışmalarda, 1 Mayıs 1977’nin “Türkiye’nin sola kaymasını durdurmaya yönelik bir istikrarsızlaştırma operasyonu” olarak yorumlandığı görülüyor. Bu, doğrudan kanıtlanmış bir iddia değildir; ancak dönemin Soğuk Savaş atmosferi nedeniyle literatürde sıkça tartışılıyor. Ayrıca sağ kesimin o dönem en militan ve provokatör gazetesinin olayla ilgili manşetine bakıldığında da bu iddianın desteklendiğini görüyoruz.

















































