Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Rezidanskondu Kurnazlığı
Bir kıyı talanının hikâyesi

Millet olarak ne yazık ki, hukuk kurallarını eğip bükmeyi, arka kapılardan dolaşmayı, gri alanları kendi lehimize kullanmayı marifet sayıyoruz. Şimdi anlatacağım konu da bunun tipik bir örneği.

Zamanında onaylı imar planlarında “tercihli kullanım” diye bir kavram vardı. Bu uygulamayla, turizm tesisi yapılması için ayrılan parsellere, bazı şartlarla konut yapılabiliyordu. Turistik tesislerin inşaat emsali konutlardan yüksek tutulduğu için, yatırımcılar önce “otel yapacağız” diye yola çıkıyor, sonra projeyi “konut”a çevirerek çok daha büyük bir inşaat hakkı kazanıyorlardı. Bu da doğrudan haksız kazanç anlamına geliyordu.

2014 yılında bu uygulama bir genelgeyle iptal edildi. Ancak “kurnaz” yöntemler tükenmedi. Hâlâ bu hileyi farklı kılıflarla sürdüren örnekler mevcut. Yakın tarihte Güzelçamlı’da planlanan bir proje bunu açıkça gösteriyor.

Söz konusu parselin imar notlarına bakıldığında şu ifade yer alıyor: “Otel yapılması durumunda 5 kat, konut yapılması durumunda 2 kat inşaat izni verilir.” Yani yatırımcılar kağıt üzerinde otel diyerek işe başlıyor, ama sonuçta ortaya 5 katlı konut projeleri çıkıyor. Biz bu yapıları artık “rezidanskondu” olarak tanımlıyoruz.

Bu projelerle hem kamu zarara uğruyor, hem de kıyılar telafisi mümkün olmayan şekilde yağmalanıyor. Kuşadası’nda, Bodrum’da, Çeşme’de, Foça’da benzer örnekler çoğaldıkça, çok yıldızlı oteller yerine “turizm tesisi” kisvesi altında yükselen apartman blokları sahilleri kuşatıyor. Turizm destekli imar hakkı, turizmi değil rantı besliyor.

Kuşadası özelinde devam edelim. İlçede hâlihazırda ciddi altyapı sorunları var. Kanalizasyon sistemleri eksik veya yetersiz. Çeşmelerden akan su, içme suyu niteliğini taşımıyor. Trafik, otopark ve ulaşım başlı başına problem. Buna rağmen nüfus yoğunluğunu daha da artıracak projeler yapılıyor. İki yıl önce TOKİ’den alınan dağlık bir araziye dikilen onlarca bina doğanın dengesini bozdu. Bugün yabani hayvanlar orta refüjlerde yiyecek arıyor. Üstüne bir de rezidanskondular gelince, ilçedeki baskı katlanarak artıyor.

Peki hiçbir şey yapılmıyor mu? Elbette güzel örnekler de var. Bunlardan biri Ayvalık’ta yaşandı. Ayvalık Belediye Meclisi bu yılın Ocak ayında önemli bir karar aldı. Turizm imarlı arazilerde otel, motel veya tatil köyü adı altında yapılıp daha sonra konuta dönüştürülen projelere karşı net bir tavır koydu. 27 Ocak’taki olağanüstü toplantıda, yapılaşma hakkı 5 kattan 3 kata düşürüldü. Bu kararla, hem kötüye kullanımların önüne geçildi hem de kıyılar bir nebze nefes aldı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da bu konuda 27 Mart 2022 tarihinde yürürlüğe giren bir uygulama yazısı mevcut. Buna göre, turizm ruhsatı ile yapılan yapılar için kat mülkiyeti uygulaması yapılmaması, oturma ruhsatı verilmemesi gerekiyor. Ancak denetim yetersiz olunca, inşaat firmaları kendi bildiğini okumaya devam ediyor.

Görünen o ki, çözüm yerel yönetimlerin cesur ve kararlı adımlarında yatıyor. Ayvalık’ta olduğu gibi tüm kıyı kentlerimizde bu tür kararlara ihtiyaç var. Yoksa kıyılarımız betona gömülmüş, kentlerimiz yaşanmaz hale gelmiş olacak. Turizmi teşvik diye başlayan bu süreç, rant hırsıyla turizmin sonunu getirecek.

Victor Hugo’nun dediği gibi:
“Yalan zeka işidir, dürüstlük ise cesaret. Eğer zekan yetmiyorsa yalan söylemeye, cesaretini kullan da dürüst olmayı dene.”

Yarın çok geç olabilir…