Sorunlar Barajı Taştı
Yıllardır biriken sorunlar artık gizlenemiyor. Ekonomiden eğitime, dış politikadan toplumsal yapıya kadar Türkiye, ağır bir yönetim krizinin sonuçlarıyla yüzleşiyor.

-
Türkiye’nin bu kadar uzun süren bir iktidar döneminde çözülemeyen, birikmiş ana ve ağır sorunları artık arka arkaya patlamaya başladı. Adeta kapağı birden açılmış bir barajdan suyun hedefsizce akıp her yere dağılması gibi, ülkedeki tüm sorunlara her gün yenileri eklenerek ortalığa saçılıyor.
Sorunlar o kadar çoğaldı ve devasa boyutlara ulaştı ki, iktidar da bu gelişmeler karşısında adeta vatandaş gibi çaresizce izleyen bir noktaya geldi. Artık barajın kapaklarını kapatamaz bir durum söz konusu.
Türkiye’de 2017 yılında yapılan referandum sürecinde, muhalefet liderinin sorumluluk almaktan kaçınarak geçersiz sayılması gereken 2,5 milyon oyu kabul etmesi, ülkeye yapılmış en büyük kötülüklerden biri olarak tarihe geçmiştir. Bu durum, bugün yaşananların da temel nedenlerinden biridir. Tarih bu cesaretsizliği yazmıştır ve kimse bu notu silemez. Liderlik, sorumluluk almaktan geçer.

Türkiye’nin en önemli sorunlarını ana başlıklar hâlinde sıralarsak; ekonomi, toplumsal değerlerdeki çürüme, dış politika, eğitim ve siyasal İslam’ın topluma dayatılması öne çıkmaktadır.
Ekonomi, özellikle 2017 yılından itibaren sistemli bir şekilde kötü yönetilmektedir. 2002-2016 yılları arasında dünyada para hem ucuz hem bol olduğu için, dış borçlanma yoluyla geçici bir refah sağlanmıştır. Ancak bu süreç sürdürülebilir olmamıştır.
Dış politikada ise Türkiye, ABD’nin desteğiyle bölgesel projelerde aktif rol üstlenmiş; bu durum iç kamuoyuna “dünya liderliği” söylemiyle sunulmuştur. Ancak bu politikaların bölge dengeleri ve Türkiye’nin uzun vadeli çıkarları açısından ciddi sonuçlar doğurduğu görülmektedir.
Bugün gelinen noktada Türkiye, yüksek faiz ödemeleri, artan cari açık ve sürekli borçlanma ihtiyacıyla karşı karşıyadır. Kamu varlıklarının satışı ve maden arama izinlerinin artması da bu sürecin bir parçası hâline gelmiştir.
İktidar, enflasyonu kontrol altında tutmak amacıyla döviz kurlarını baskılamaya çalışırken, ülke dünyada en yüksek faiz ödeyen ekonomilerden biri hâline gelmiş; halk ise her geçen gün daha da yoksullaşmıştır.
İç politikada yapılan operasyonlar ve ekonomik kararlar sonucunda ciddi rezerv kayıpları yaşanmış, bunun faturası doğrudan vatandaşa yansımıştır.
Öte yandan, son yıllarda yaşanan afetlerin de temelinde plansızlık, denetimsizlik ve kötü yönetim yatmaktadır. Bu durum, sadece doğal değil, aynı zamanda yönetsel bir sorunun sonucudur.
Eğitim sistemi uzun süredir bilimsel ve laik temellerden uzaklaşmış; çeşitli yapıların etkisine açık hâle gelmiştir. Devletin eğitimden çekilmesi, geleceği doğrudan tehdit eden bir gelişmedir.
Bir zamanlar yardım ettiğimiz ülkelerin bugün dünya markaları üretir hâle gelmesi, bizim ise mevcut kaynaklarımızı doğru değerlendiremememiz düşündürücüdür.
Toplumsal yapıda da ciddi bir dönüşüm yaşanmakta; ekonomik güçle birlikte değerlerin değiştiği, sorumlulukların göz ardı edildiği bir anlayış yaygınlaşmaktadır.
Türkiye’nin en büyük sorunu; yönetilemeyen, üretmeyen ve sürekli savrulan bir ülke hâline gelmiş olmasıdır. Bunun sonucu olarak; güvenlik sorunlarının arttığı, vatandaşların yoksulluk ve adaletsizlikle mücadele ettiği bir tablo ortaya çıkmıştır.
Bu şartlar altında ülkenin daha fazla bu şekilde devam etmesi mümkün görünmemektedir.
Sonuç olarak çözüm açıktır: Türkiye’nin bu sorunlardan kurtulabilmesi için köklü bir değişime ihtiyaç vardır. Bu değişim de demokratik yollarla, sandıkta gerçekleşecektir.
















































