Bu ülkenin kurucu iradesi Cumhuriyet Halk Partisi, yani CHP’dir. Cumhuriyetin temellerini atan, bağımsızlık mücadelesini örgütleyen ve çağdaş devlet anlayışını bu topraklara yerleştiren siyasi damar CHP’nin damarlarıdır. Ancak ne gariptir ki, yüz yılı aşkın süredir bu ülkenin aydınlanma mücadelesinin karşısında aynı zihniyet farklı maskelerle hep var olmuştur. Dün manda isteyenler vardı, bugün başka merkezlerin gölgesinde siyaset yapanlar var. Dün emperyalizmin taşeronları vardı, bugün de aynı anlayışın yerli işbirlikçileri var. İsimler değişti, tabelalar değişti ama zihniyet hiç değişmedi.
Bu ülkenin ilerlemesini istemeyenler, halkın bilinçlenmesinden korkanlar, hukukun üstünlüğünden rahatsız olanlar her dönemde CHP’nin karşısında saf tuttu. Çünkü CHP yalnızca bir siyasi parti değildir; Cumhuriyetin aklıdır, laikliğin sigortasıdır, halkçılığın taşıyıcısıdır. İşte tam da bu yüzden hedef tahtasına konulmuştur.
Bugün ise siyaset, tarihinin en kirli ve en çürümüş dönemlerinden birini yaşamaktadır. Kurumlar çökertilmiştir. Eğitim sistemi tarumar edilmiştir. Hukukun terazisi bozulmuş, adalet güçlüden yana eğilmiştir. İnsanların yaşam sevinci ekonomik darboğazlarla boğulmuş, gençlerin geleceğe dair umutları ellerinden alınmıştır. Bir ülkede insanlar sabah uyandığında gelecek kaygısıyla nefes alıyorsa, orada yalnızca ekonomi değil vicdan da çökmüştür.
Kendisine “Ak” adını veren siyasi anlayış, milyonlarca insan için kara günlerin mimarı olmuştur. Milletin alın teriyle oluşan kaynakları halka değil, yandaş düzenine aktaran bir sistem kurulmuştur. İktidarın gölgesine sığınan çıkar çevreleri, devletin imkanlarını kendi servetlerine dönüştürmüş, liyakati yok edip sadakati kutsamıştır. Böyle bir düzenin etrafında ise her zaman aynı canlı türü ürer: Akbabalar.
Akbabaların doğadaki rolü bellidir. Onlar mücadele ederek avlanmaz. Güçlüye saldırmazlar. Sabırla beklerler. Zayıflayanı izlerler. Yaralananı takip ederler. Sürünün gerisinde kalanı hedef seçerler. Gücü tükenen yere düştüğü anda ise hep birlikte üstüne çökerler. Çünkü akbaba cesurdur sanılır ama gerçekte fırsatçıdır. Kendi emeğiyle var olamaz; başkasının çöküşünden beslenir.
Siyasette de böyledir. Siyasi akbabalar, milletin huzurlu olduğu günlerde ortada görünmezler. Ülke istikrarlıysa sessizleşirler. Toplum güçlü olduğunda saklanırlar. Ama kriz çıktığında, ekonomi sarsıldığında, insanlar umutsuzluğa düştüğünde ortaya çıkarlar. Kargaşa onların ekmeğidir. Kaos onların fırsatıdır. Halkın yıkımından kendilerine iktidar devşirmeye çalışırlar.
Bu siyasi akbabaların en tehlikeli tarafı ise doyumsuz olmalarıdır. Üzerine çöktükleri şeyi tüketmeden bırakmazlar. Makamı tüketirler, kurumu tüketirler, hukuku tüketirler, ahlakı tüketirler. Yetmez; insanların umudunu da tüketirler. Bir ülkenin yalnızca ekonomisini değil, ruhunu da kemirirler.
Doğadaki akbabalar kemiğin iliğine kadar iner. Siyasetteki akbabalar da devletin damarlarına kadar sızar. Yetkiyi ele geçirdiklerinde yalnızca bugünü değil geleceği de parçalarlar. Kendilerini büyüten yapıları bile günü geldiğinde yok etmekten çekinmezler. Çünkü onların sadakati ilkeye değil çıkara dayanır. Güce taparlar, menfaate hizmet ederler.
Bugün ülkenin yaşadığı birçok sorunun temelinde de işte bu anlayış vardır. Devleti ortak akılla değil, ganimet mantığıyla yönetmeye çalışanların anlayışı. Toplumu birleştirmek yerine kutuplaştıranların anlayışı. Halkın derdiyle değil, koltuğun devamıyla ilgilenenlerin anlayışı.
Fakat unutulmaması gereken bir gerçek vardır: Akbabalar hiçbir zaman düzen kuran canlılar olmamıştır. Onlar yalnızca çöken düzenlerin etrafında dolaşır. Bir millet yeniden ayağa kalkmaya başladığında, hukuk yeniden işlemeye başladığında, halk korkuyu yenip iradesine sahip çıktığında akbabaların saltanatı da sona erer.
Çünkü bu millet, küllerinden yeniden doğmayı bilen bir millettir. CHP her zaman yeniden doğuşu gerçekleştirecek güce ve akla sahiptir. En zor günlerde bile küllerinden yeniden doğmasını bilen kadrolara sahiptir. Akbaba siyasetine ve akbaba zihniyetine sahip siyasetçilere karşı dirençlidir, kararlıdır, karakter sahibidir.
“Halkına yalan söyleyen bir yönetim uzun süre ayakta kalamaz.” (George Orwell)