Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Spor mu, Para mı?

HÜSEYİN ASAR YAZDI

Bir ülkenin spora bakışını anlamak istiyorsanız, profesyonel liglerdeki yıldızlarına değil; mahalle sahalarında top koşturan çocuklarına bakın.

Çünkü sporun gerçek temeli profesyonel arenalarda değil, amatör kulüplerde ve altyapılarda atılır. Bir çocuğun ilk formasını giydiği, ilk antrenmanına çıktığı, takım arkadaşlığı öğrendiği ve disiplinle tanıştığı yer çoğu zaman bir amatör spor kulübüdür.

Tam da bu nedenle Aydın’da spor sahalarının kullanımına ilişkin ortaya çıkan tablo, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir çelişkiyi gündeme getiriyor:

Spor mu öncelik, para mı?

Genç sporcuların gelişiminde süreklilik esastır. On yaşındaki bir çocuğa “Haziran, temmuz ve ağustos aylarında antrenman yapma; çünkü saha ücretli” diyemezsiniz. Çünkü spor, sezonluk bir faaliyet değildir. Özellikle çocukların fiziksel, sosyal ve psikolojik gelişiminde düzenli spor alışkanlığı büyük önem taşır.

Aydın gibi spor alanlarının zaten yetersiz olduğu bir kentte, çocuk ve gençlerin faaliyet gösterdiği amatör kulüplerden yaz aylarında saha kullanım ücreti talep edilmesi, sporun tabana yayılması hedefiyle ciddi bir çelişki oluşturmaktadır.

Burada sorulması gereken çok basit bir soru var:

Bu sahalar kimin için yapıldı?

Kamu kaynaklarıyla, yani vatandaşların vergileriyle yapılan spor tesisleri öncelikle çocukların ve gençlerin spor yapabilmesi için kullanılmalıdır. Eğer kamuya ait bir spor tesisi, çocukların spor yapmasını kolaylaştırmak yerine ekonomik bir engele dönüşüyorsa, burada yalnızca bir ücretlendirme politikasını değil, kamu hizmetinin amacını da tartışmak gerekir.

Üstelik karşımızda ekonomik gücü sınırsız kulüpler yok.

Amatör spor kulüpleri zaten forma, malzeme, ulaşım, lisans, deplasman, hakem, sağlık ve diğer giderlerle boğuşuyor. Birçok kulüp yöneticisi, herhangi bir maddi kazanç elde etmeden, çoğu zaman kendi cebinden para harcayarak çocukların spor yapmasını sağlıyor.

Bir de bunun üzerine tesis kullanım ücretleri geldiğinde, bazı kulüpler için matematik acımasız hale geliyor:

Ya sahayı kiralayacaksınız ya da çocuklara antrenman yaptırmaktan vazgeçeceksiniz.

Peki vazgeçmeyenler ne yapıyor?

Çocukları parklara, bahçelere, uygun olmayan alanlara götürüyorlar.

On yaşındaki, on iki yaşındaki, on dört yaşındaki çocukların sağlıklı ve güvenli spor tesisleri yerine sokak aralarında, parklarda ve uygun olmayan zeminlerde antrenman yapmak zorunda kalması normal kabul edilebilir mi?

Bir tarafta çocukları sokaktan uzaklaştırmak için gecesini gündüzüne katan amatör kulüp yöneticileri, diğer tarafta çocukların spor yapabilmesi için tesis üretmek ve mevcut tesisleri etkin biçimde kullandırmakla görevli kamu kurumları. İşte asıl çelişki burada başlıyor.

Spor sahası boş dururken çocuk neden sokakta antrenman yapmak zorunda kalıyor?

Dahası, amatör kulüpler yalnızca tesis ücretleriyle mücadele etmiyor. Futbolun en temel kademesinde faaliyet gösteren kulüpler, lisans, vize ve çeşitli işlemler nedeniyle ortaya çıkan yüksek maliyetlerle de karşı karşıya kalıyor. Sonuçta ekonomik yük arttıkça liglere katılabilen kulüp sayısı azalıyor.

Bu tabloyu yalnızca “Kulüplerin sorunu” olarak görmek büyük bir yanılgıdır.

Çünkü amatör spor çökerse, profesyonel sporun geleceği de çöker.

Bugün mahalle takımında top oynayan çocuk, yarının profesyonel futbolcusu olabilir. Ama daha önemlisi, profesyonel olup olmamasından bağımsız olarak o çocuk takım olmayı, kurallara uymayı, yenilgiyi kabullenmeyi, mücadele etmeyi ve disiplinli yaşamayı öğreniyor.

Sporun toplumsal işlevi tam da budur.

Bir çocuğu sahaya kazandırdığınızda yalnızca bir sporcu yetiştirmiyorsunuz. Aynı zamanda onu kötü alışkanlıklardan, bağımlılıktan, şiddetten ve suç ortamından uzak tutuyorsunuz.

Bu nedenle amatör spor kulübüne yapılan destek, aslında geleceğe yapılan yatırımdır.

Şimdi Aydın Valisi ile Gençlik Spor Müdürüne şu soruyu sormak gerekiyor:

Çocukların spor yapmasını kolaylaştırmak mı istiyorsunuz, yoksa tesis gelirlerini artırmayı mı?

Eğer cevap birincisiyse, kamuya ait spor tesislerinin kullanım politikaları yeniden değerlendirilmelidir.

Özellikle çocuk ve gençlerin altyapı çalışmalarında ücretsiz veya sembolik ücretli kullanım modelleri oluşturulmalıdır. Kamu tesislerinin amacı, mümkün olduğunca fazla çocuğun spor yapmasını sağlamak olmalıdır.

Çünkü spor tesisinin değeri, kasasına giren parayla değil; o tesiste spor yapan çocukların sayısıyla ölçülmelidir.

Unutmayalım:

Bu sahalar birilerinin özel mülkü değil. Kamu kaynaklarıyla yapıldı. Dolayısıyla mesele “parayı veren düdüğü çalar” anlayışıyla çözülemez. Çocukların spor yapma hakkı, ekonomik gücü olan kulüplerin ayrıcalığına dönüştürülemez.

Bugün sahaya çıkamayan çocuk, yarın belki de başka bir alışkanlığın içine çekilecektir. Bugün desteklenmeyen amatör kulüp, yarın kapanabilir. Bugün boş bırakılan saha, yarın kaybedilmiş bir gençlik fırsatına dönüşebilir.

Bu nedenle mesele yalnızca saha ücreti değildir. Mesele, çocuğa ve gençliğe bakış açısıdır.

Sporu gerçekten tabana yaymak istiyorsak amatör kulüplerin önündeki ekonomik engelleri azaltmalıyız. Çocukları sahalara çekmeliyiz. Antrenörleri, kulüp yöneticilerini ve gönüllüleri desteklemeliyiz.

Çünkü amatör spor varsa çocukların geleceği vardır. Amatör spor varsa disiplin vardır. Amatör spor varsa takım ruhu vardır. Amatör spor varsa sağlıklı yaşam vardır. Ve en önemlisi, çocukların sokağın risklerinden uzak tutulması için güçlü bir alternatif vardır.

Öyleyse karar verelim:

Spor mu, para mı?

Bizim cevabımız çok açık:

Çocuk söz konusuysa para değil, spor kazanmalıdır.

Çünkü bugün bir çocuğa açtığımız spor sahası, yarın topluma kazandırdığımız sağlıklı bir bireydir.

Ve unutmayalım:

Bir ülkenin geleceği, çocuklarının boş zamanını nasıl değerlendirdiğinde saklıdır.

“Çocukları spor sahalarına çekemeyen toplumlar, onları başka alanların insafına bırakır.” (Anonim)