Ekonomi, Bilimdir

Sözü hiç dolaştırmadan, doğrudan söylemek gerekirse; iç ve dış desteklerle iktidara getirilen AKP, iktidara geldiği yıllarda dünyada yaşanan para bolluğu sayesinde rahatça borçlanarak, plansız ve programsız bir şekilde inşaat ve rant ekonomisini hayata geçirdi. Bugün, ülkenin kaynaklarını 23 yıldır betona gömmenin ağır sonuçlarıyla karşı karşıyayız.
Ellerinde ne ekonomi biliminin köşesinden geçen bir anlayış, ne de gerçek bir kalkınma programı vardı. Güya “Nas” gibi söylemlerle yeni ekonomik modeller ve kurallar oluşturarak ülkeyi yönetebileceklerini sandılar. Ancak sonuçta gemiyi karaya oturttular. Aslında kara çoktan görünmüştü ama yolcuların çoğunluğu, batan Titanik gemisindeki yolcular gibi kaptanın son bir manevrayla gemiyi kurtaracağı umuduna kapılmıştı.

16 Nisan 2017 Anayasa referandumu ile başlayan ve 2018’den itibaren şiddeti artarak gelen ekonomik krizlere rağmen, halkın büyük bir kısmı uzun süre kaptana destek vermeye devam etti. Ancak gerçeğin farkına 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra, ağır bir bedel ödeyerek vardıklarını düşünüyorum. Asıl büyük fatura ise 2024 Mart yerel seçimlerinden sonra vatandaşın önüne kondu.
Bugün artık halk, uzun süre gözünde büyüttüğü yöneticilerin ülkeyi yönetemediğini, aksine ülkeyi yokluk ve yoksulluğa sürüklediğini görmüş durumda. Sayın Şimşek’e çok büyük misyon yükleyen iktidara, iş dünyasına, uluslararası finans çevrelerine ve hâlâ ona kredi açan vatandaşlara söylemek isterim ki: Acı reçeteyi vatandaşa yüklemek, dünyanın en kolay işidir. Bunu iktisat fakültesi üçüncü sınıf öğrencileri bile öngörebilir. Böyle bir ekonomi programını uygulamak için mezardan çıksa Örnekköy Mezarlığı’nda yatan rahmetli Koyuncu Ahmet dedem bile yeterdi!

Türkiye’nin temel sorunu; plansızlık, üretimsizlik, istihdam yaratamama, büyümeme ve dengeli bir bölüşüm sağlayamama gerçeğidir. Daha da acısı, altyapının üstyapıyı belirlediği gerçeğini dahi bilmeyen büyük bir cahil muhalif kitleye sahip olmamızdır. Bu, ülke için en büyük şanssızlıklardan biridir.
Sonuç olarak; bugünler aslında daha güzel günlerdir. Umarım halkımız bunun farkına varmıştır. Çünkü bir ülkede ekonomi düzgün değilse, o ülkede demokrasi de olmaz, laiklik de olmaz, insan hakları da olmaz. Bunu anlamak için kâhin olmaya gerek yok, Kurtuluş Savaşı’nı bilmek yeterlidir.

Dünyada söz sahibi ülkelerin kişi başı milli gelirleri ile bizim milli gelirlerimizi karşılaştırdığımızda her şey tüm çıplaklığıyla ortadadır. Bu arada kimsenin bizi kıskandığı da yok; özellikle Avrupa’nın hiç kıskanmadığı açıkça ortadadır.
Çözüm; planlama, üretim, büyüme ve hakça bölüşüm ile kamucu bir ekonomi anlayışına geçmekten geçer. Doğru her zaman tektir. Ekonomide de “sana göre, bana göre” olmaz; keyfi kurallar olmaz. Çünkü ekonomi, bir bilimdir.
















































