Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

RAHATINI TERK EDENLERİN HİKÂYESİ

Nurhak’ta Ölen Üç Genç ve Türkiye’nin Bitmeyen Sorusu

Tarih bazen garip davranır.
Kimi insanlar uzun yaşar, büyük servetler edinir, önemli makamlara gelir; ardından sessizce unutulur giderler.
Kimileri ise genç yaşta ölür.
Ardında ne bir şirket bırakır, ne bir saray, ne de bir miras kavgası…
Ama isimleri yarım asır sonra bile konuşulmaya devam eder.

31 Mayıs 1971’de Nurhak Dağları’nda yaşamını yitiren Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan da bu ülkenin unutulmayan gençlerinden oldu.
Peki neden?
Bu sorunun cevabı onların nasıl öldüğünde değil, nasıl yaşadıklarında saklıdır.
Çünkü Türkiye, yıllardır yoksulların neden öfkelendiğini anlamaya çalıştı.
Açlığı anladı.
İşsizliği anladı.
Yoksunluğu anladı.
Ama rahat yaşayabilecekken mücadeleyi seçenleri hiçbir zaman tam olarak anlayamadı.
Belki de Nurhak’ın asıl hikâyesi burada başlıyor.

Sinan Cemgil’in babası Adnan Cemgil’in yıllar önce söylediği birkaç cümle, aslında bir babanın ağıdından çok daha fazlasıdır.
“Oğlumun hiçbir şeye ihtiyacı yoktu.”
Bu sözün üzerinde uzun uzun düşünmek gerekiyor.
Çünkü bazı insanlar, sahip olmadıkları şeyler için mücadele eder.
Bazıları ise sahip oldukları şeyleri geride bırakarak bir mücadeleye girer.
İkincisi her zaman daha zor anlaşılır.
Sinan ve arkadaşları böyle bir kuşağın çocuklarıydı.
İnandıkları doğrular uğruna çıktıkları yolun sonunun ölüm olabileceğini biliyorlardı.
Bugünden bakınca yöntemleri tartışılabilir.
Tercihleri eleştirilebilir.
Siyasi değerlendirmeler yapılabilir.
Tarih zaten bunun için vardır.
Fakat tarihin değiştiremediği bir gerçek vardır:
Onlar, kendileri için daha konforlu bir hayat seçme imkânına sahip oldukları halde başka bir yolu tercih ettiler.
İnsanlığın hafızasında iz bırakanlar da çoğu zaman böyle insanlar olmuştur.
Çünkü insanlar başarı hikâyelerinden etkilenir.
Ama fedakârlık hikâyelerini unutamaz.
Aradan elli beş yıl geçti.
Türkiye değişti.
İktidarlar değişti.
Siyasi sloganlar değişti.
Dünya değişti.
Fakat değişmeyen bir şey var:
Bu ülkenin en idealist gençleriyle kurduğu problemli ilişki…
Her kuşak kendi gençlerini ya kahramanlaştırıyor ya da şeytanlaştırıyor.
Oysa anlamaya çalışmak çok daha zor.
Belki de bu yüzden aynı acıları tekrar tekrar yaşıyoruz.
Çünkü dinlemek yerine taraf seçiyoruz.
Anlamak yerine hüküm veriyoruz.
Oysa Nazife Cemgil’in cenaze başında söylediği sözler, siyasetin çok ötesinde bir yere aittir.
Bir annenin yüreğinden kopup gelen şu cümleye:
“Bu çocuklar sizi seviyordu.”
Belki de bütün mesele budur.
İnsanlar bir fikre katılmayabilir.
Bir yöntemi yanlış bulabilir.
Bir siyasi çizgiyi benimsemeyebilir.
Ama kendi hayatını riske atacak kadar inandığı değerler uğruna yürüyen insanların varlığını inkâr edemez.
Bugün Nurhak’a baktığımda üç gencin ölümünü değil, Türkiye’nin bitmeyen bir sorusunu görüyorum:

Neden bazı gençler rahat bir hayatı değil, zor olanı seçer?
Neden bazı insanlar kendi geleceklerinden vazgeçerek başkalarının geleceği için mücadele etmeyi göze alır?
Ve neden bu ülke, böyle insanların ardından yıllar geçse de hâlâ onları konuşmaya devam eder?
Belki cevap Nurhak’ta değil.
Belki cevap, her kuşağın yeniden sormak zorunda kaldığı o vicdan muhasebesinde saklıdır.
Çünkü insan bazen yaşadıklarıyla değil, vazgeçtikleriyle büyür.
Bazı insanlar da tam bu yüzden öldükten sonra yaşamaya devam eder.
31 Mayıs’ta, Nurhak’ta toprağa düşen üç genci anarken; onları yalnızca tarihin bir sayfası olarak değil, bu ülkenin vicdanında hâlâ yankılanan bir soru olarak hatırlıyorum.
Ve biliyorum ki, üzerinden yarım asır geçse de bazı soruların cevabı kolay bulunmuyor.
Belki de onları unutulmaz yapan tam olarak budur.
Anılarına saygıyla…
Ekrem Örsoğlu
Egeden Medya Haber Genel Yayın Yönetmeni