Bizdeki Bu Dünya Telaşı Niye?

Türkiye enteresan bir ülke. Her gün değil, neredeyse her saat ilginç şeyler yaşıyoruz. Sanırım gündemin bu kadar çabuk ve sık değiştiği başka ülke yoktur, olsa bile bizler o ülkede yaşayamazdık. Uyandığımız her sabah, uykuya yattığımız her gece gündemimiz o kadar çok değişiyor ki, değişen gündemi koşar adımlarla bile takip edebilene aşk olsun. Etrafımız acılarla sarılmış, bir acı haberin soğukluğunu üzerinizden atamadan yenisi çörekleniyor içimize. Güvenlik güçlerinden şehit haberleri, bitmek bilmeyen açılımlar, ekonomik kriz haberleri, siyasetteki akıl almaz gelişmeler, uluslararası gelişmeler, sınır komşularımız ile ilişkiler, yerel yönetimlerin enteresan çalışmaları, kadına şiddet haberleri, çocuklara yönelik şiddet ve taciz haberleri, trafik kazaları, iş cinayetleri, cinnet geçiren insanlar, hukuk alanında yaşanan ilginç gelişmeler, çevre felaketleri, doğal ve tarihi değerlerimizin talan edilmesi, gençlerin işsizlik sorunu ve daha çok sorunlar birbiri ardına gündeme oturuyor. Bu kadar yoğun gündemin içinde boğulmamak için “Ne yapsak acaba?” diye geçiriyor içinden insan.

Oysa dünyamız milyonlarca yıldan beri rutin olarak güneşin etrafında dolanıyor, ay dünyanın çevresinde dolanıyor, güneş sistemimiz galaksimizde, galaksimiz uzay boşluğunda dolanıp duruyor, yıllar geçiyor, günler birbirini takip ediyor, her şey yörüngesinde kendisine tayin edilen işi yapıyor. Güneş hiç vaktini sektirmeden doğuyor, batışını bir saniye bile geciktirmiyor. Günler her yıl aynı zamanda uzuyor, aynı zamanda kısalıyor. Ülkemizde mevsimler birbiri ardına gelip geçiyor, yazın sıcaktan, kışın soğuktan şikayet ediyoruz. Cemre’nin havaya, suya, toprağa hasreti hiç bitmiyor. Bulutlar mavi gökten az veya çok hiç gitmiyor. Yağmur mevsimlere göre bir görünüp bir kayboluyor ve bu muhteşem düzen, bu muazzam sistem hiç değişmeden devam ediyor. Toprak bitkilere can oluyor, o bitkiler insanları ve hayvanları besliyor.

Dünya rutin olarak dönerken, doğa olayları insanları şaşkına çevirirken, anlamsız telaş içinde yaşayıp gidiyoruz. Üstelik oluşan doğa olaylarını değiştirme şansımız yokken, doğa olayları karşısında çaresizken, zaman karşısında elimiz kolumuz bağlıyken, kısacık bir ömrümüz olduğunu bildiğimiz halde ölmeyecekmiş gibi her işimiz telaş içinde oluyor. Sisteme küçücük etkimiz olmadığı halde bu dünya telaşımız niye?
İnsanoğlu yapısı gereği hep telaşlıdır, yoğundur, işleri bir türlü bitmez, zaman bir türlü yetmez. Hep acelesi vardır, plânları vardır yarına, öbür güne dair. Sanki hep var olacakmış gibi dünya işlerini telaş içinde yürütmeye çalışır. Kendimizi vazgeçilmez olarak görür, sanki biz olmazsak dünyadaki işler yarım kalacak gibidir.

















































