Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

ÇÖZÜM MÜ? RANT MI?

TKP İzmir İl örgütü deprem riski ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilgili bildiri yayınladı. 

🟥Geçtiğimiz hafta İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu toplantısına katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Bayraklı ve Bornova ilçelerindeki deprem riski olan yapılara dair kimi açıklamalarda* bulundu. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve İnşaat Mühendisleri Odası ile birlikte yürüttüğü çalışmada, yaklaşık 4.100 binanın depreme dayanıksız tespit edildiğini söyledi. Basit testlere ve gözleme dayalı olarak yapılan bu tespitler hakkında, ilçe belediyelerine bilgi verildiğini ve söz konusu yapılarda ikamet eden vatandaşlara da bildirim yapılacağını, bildirim sonrasında da binaların performans testine sokulacağını belirtti. Tugay, test sonucuna göre riskli çıkan yapıların iki ay içinde boşaltılması için* gerekli adımların atılacağını da ifade etti. Hatırlanacağı üzere, *Cemil Tugay, 2025 yılında, Karşıyaka’daki 22.767 konut için de bir envanter çalışması yapılacağını da söylemişti.

Bilindiği üzere; Türkiye, deprem kuşağı üzerinde yer alan, afet riski yüksek olan bir ülkedir ve kentimiz İzmir de, bu riskin en yüksek olduğu yerlerden biridir.

📌2020 yıllında meydana gelen deprem, İzmir’de gerçekleşmemiş olmasına, bir Ege Denizi depremi olmasına karşın, İzmir’de *8 bina yıkıldı* ve 117 kişi hayatını kaybetti. Ayrıca *735 bina ağır hasar, 602 bina da orta hasar* aldı.

📌1999 Gölcük ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinin gözler önüne serdiği gerçekler ile birleşen bu durum, *İzmir halkında, konut stokunun güvenliği ve barınma hakkı konusunda ciddi endişeler* yarattı.

Mevcut yapı stokunun büyük bir bölümünün denetim mekanizmalarından yoksun olması, denetim mekanizması ile ilerleyenlerin de *özel şirketlerin insafı* ile yürütülmesi, mühendislik hizmeti almadan ve deprem yönetmelikleri yürürlüğe girmeden önce inşa edilen çok sayıda yapı olması, 2018 yılında çıkarılan imar affı ile kaçak yapılaşmanın yasal boyuta taşınması gibi birçok etmen, bir doğa olayı olan depremlerin afete dönüşme riskini önemli ölçüde artırdı.

Bunlara ek olarak, büyük acılar yaşadığımız her bir depremden sonra, *ne yerel yönetimler ne de hükümet, riskleri azaltmaya ve önleyici tedbirler almaya yönelik kayda değer bir adım attı.* Aksine, riskleri büyüten davranışlarını tekrarlamaya devam ettiler.

🔺 *HATIRLAYALIM…*

İzmir’deki *yerel yönetimlerin, deprem sonrasında bulduğu ve “dirençli kentler” diye pazarladığı tek çözüm, parsel bazında emsal artışı getirmekti.* Depremle, bina ve nüfus yoğunluğunu artırarak, mücadele etmeye çalıştılar. Bu çabaları *bilimsel değildi. Planlamanın kamu yararı ve eşitlik ilkelerine açıkça aykırıydı.* Bu nedenle, mahkemeler tarafından defalarca iptal edildi. Ama yerel yönetimler, her iptal kararı sonrasında da aynı kararları tek kelimesi değiştirilmeden yeniden aldılar, sadece meclis kararlarının tarih ve karar sayılarını güncellediler. *Hukukun etrafından dolandılar.*

Müteahhitlere yeni bina yaptırmayı tek çözüm olarak gören ve bunun yollarını açmaya çalışanlar, şimdi, riskli yapılarda oturan vatandaşlara, analiz sonuçlarını açıklayacaklarını söylüyorlar. Ancak, bir adım sonrasında ne olacağına, riskli yapıların hangi modelle yenileceğine, kamunun sorumluluğunun ne olacağına dair bir açıklama yok.

Çünkü başını sokacak güvenli bir evi olmayan vatandaşları, yine müteahhitlerin insafına bırakacaklar.

🔴Bina envanterlerinin tamamlandığı söylenen ve depremden en çok hasarı alan Bornova ve Bayraklı ilçelerinin devasa şantiyelere dönüştüğü ortada. Ekonomik nedenlerle yarım kalan onlarca inşaat var.

⚪️Ev sahipleri, altına girdikleri ya da girecekleri borçların derdinde. Kiracılar ise hem yükselen kiralarla baş etmeye çalışıyor hem de yine riskli binalarda oturmak zorunda kalıyor.

🔴İzmir Büyükşehir Belediyesi ise, müteahhitleri düşünüyor. Müteahhitlere aktarılacak para için uluslarası kredi bulmaya çalışıyor.

*Şimdi bu gerçeği, bilimsel çalışmaların arkasına saklıyorlar.*

Elbette, yapılardaki deprem riskini ölçen çalışmanın sonuçlarının halk ile paylaşılması önemlidir. Ancak, İzmir halkı, bu sonuçlar olmadan da oturduğu binanın, bina zemininin getirdiği risklerin farkında. İzmir halkı bir çözüm istiyor.

📌 *AÇIKÇA SÖYLÜYORUZ Kİ, BU ÇÖZÜM ANCAK HALKÇI, TOPLUMCU BİR YÖNETİM İLE MÜMKÜNDÜR. ÇÜNKÜ YAPILMASI GEREKENLER BELLİDİR:*

🔺 Konut üretimi kamusal bir hizmet olarak ele alınmalı ve inşaat sektörü, halkın ihtiyaçlarına göre bilimsel ve sosyal temelde yeniden planlanmalıdır.

🔻 *Büyük ölçekli inşaat şirketlerinden başlamak üzere tüm inşaat şirketleri devletleştirilmelidir.*

🔺 İmar planları, bilimsel ve teknik kriterler doğrultusunda ele alınarak, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına alacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Sağlık, eğitim, kültür ve spor alanları gibi kamusal mekânlara yeterli yer ayrılmalı; kentsel planlama, toplumsal ihtiyaçları önceleyen, çevresel sürdürülebilirliği gözeten ve sosyal adaleti merkeze alan bir anlayışla şekillendirilmelidir. Her bir kentsel donatı için ihtiyaç duyulan alansal büyüklük, bilimsel verilere dayalı olarak planlama ekipleri tarafından yeniden değerlendirilmelidir.

🔻 *Gerek gündelik yaşamın gereksinimlerini karşılamak gerekse afet sonrası dayanıklılığı artırmak amacıyla, kamusal alanların sayısı ve yüzölçümü hızla artırılmalı; bu alanların erişilebilirliği ve işlevselliği güvence altına alınmalıdır.*

🔺 Bu süreçte, kentsel mekânın sermaye birikimine değil, toplumsal faydaya hizmet edecek şekilde düzenlenmesi temel ilke olarak benimsenmelidir.

🔻 *Depreme dayanıksız yapıların acilen tespit edilerek yıkılması ve yerine devlet eliyle güvenli, kamu mülkiyetinde olan konutların inşa edilmesi zorunludur.*

🔺 Konutun metalaşmasını ve sermaye birikiminin aracı hâline gelmesini engellemek adına, kapsamlı kira kontrolleri uygulanmalı; spekülatif amaçlarla boş tutulan konutlar kamulaştırılarak barınma hakkı temelinde ihtiyaç sahiplerinin kullanımına sunulmalıdır.

🔻 *Bu doğrultuda, piyasanın, konut politikaları üzerindeki belirleyiciliği ortadan kaldırılmalıdır.*

Halkın güvenli ve sağlıklı konutlarda yaşaması yalnızca teknik bir mühendislik ya da mimari mesele değil, aynı zamanda sınıfsal bir meseledir.

*KENTİMİZE, SAĞLIKLI VE GÜVENLİ YAŞAM HAKKIMIZA, BARINMA HAKKIMIZA SAHİP ÇIKMANIN TEK YOLU, ÖRGÜTLÜ MÜCADELEDEN GEÇMEKTEDİR.*