Ölümden Sonra Cesedin Yakılması / Krematoryum Kurulması
VELİ YALÇIN
Doğumda ölüm gibi toplumsal yaşamda her zaman önemli bir olay olarak kabul edilmektedir. İnsan var olduğundan günümüze doğum gibi ölümde de çeşitli geleneklere ve törelere uyularak törenler yapmaktadır. Bütün bu törenler, insanın içinde bulunduğu kültürel ve dinsel özelliklere bağlı olarak çeşitlilik göstermektedir. Yapılan arkeolojik kazı ve tarihi kaynaklarda elde edilen bilgilere göre, tarih öncesinden günümüze teknolojik değişimlerin dışında ölü gömme uygulamalarında çok büyük bir değişim bulunmamaktadır. Bilim insanlarının belirttiği gibi “topluluklar, uluslar, halklar veya aklımıza gelecek her türlü cemaat bilgiyle değil inançla, söylencelerle, hikayelerle, masallarla ve mitolojilerle kurulmaktadır.”
Cesedin toprağa gömülmesi, cesedin teşhir edilmesi ve cesedin yakılması ölü gömmede uygulanan üç temel yöntemdir. Eski Türklerde cesedin yakılması geleneğinin uygulandığı bilinmektedir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Kırgızlar Hazar gibi. Türklerin İslam dinin kabul etmelerinden sonra ölü yakma adetleri sona ermiştir. Cesedin yakılması olayı geçmişi M.Ö. 1200 yıllarına dayanmaktadır.

Ölen insanın vücudunun yakılması işlemine kremasyon, cesetlerin yüksek sıcaklıkta (900 ile 1200 derece arasında) 40-60 dakika bir sürede yakıldıkları yer olarak tarif edilmektedir. Dilimize İngilizce crematorium “ölü yakma fırını” kelimesinden gelmektedir. Kelimenin kökeni Latince crematorium “yakma yeri” fiiline dayanmaktadır.
6 Mayıs 1930 tarih ve 1489 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 24 Nisan 1930 tarih ve 1539 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda (Genel Sağlık Kanunu) krematoryum yapılması ve ölünün yakılmasını düzenleyen maddeler şöyledir:

Madde 224 – Ölülerin yakılması için fenni usulü dairesinde fırınlar yaptırmak istiyen belediyeler evvel emirde bu hususta Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine müracaat ederek hazırlattıkları projeleri tasdik ettirip müsaade aldıktan sonra tesisata başlıyabilirler.
Madde 225 – Bir cesedi ihrak fırınlarında yaktırmak için aşağıda yazılı vesikaların vücudu lazımdır: 1 – Ölünün hastalığı esnasında tedavisiyle meşgul olmadığı malüm ve sabit olan resmi bir tabip tarafından verilmiş olup vefatın her hangi gayritabii bir sebepten mütevellit olmadığını bildiren bir rapor ve defin ruhsatiyesi. 2 – Cesedinin yakılmasını arzu ettiğini mübeyyin olup mevtanın hayatta ikenyazdığı vesika veya bu hususta şifahen arzu izhar ettiğini işitenlerden laakal üç zatın tahriri şehadet ve tasdikleri. 3 – Müteveffanın ölümünü mucip olan sebebin herhangi cinai bir fiilden münbais olduğuna dair hiç bir şüphe mevcut olmadığını bildiren ve mahalli polis idaresi tarafından verilen vesika. İşbu vesikalar ihraktan laakal yirmi dört saat evvel mahalli belediyesine ibraz olunarak alelüsul vefat defteri mahsusuna işaret edildikten sonra ihrak müsaadesi verilir. Defnedilen ölülerin defninden sonra ihrak için kabirden çıkarılmalarına müsaade edilmez.
Madde 226 – İhrak neticesi cesetten hasıl olan bakaya hususi kablar derununda mezarlık dahilinde bir dairei mahsusada hıfzedilir.

2014 yılında Efeler Belediyesi’nde müdürler toplantı için Meclis Salonu’ndayız. Belediye Başkanı, yardımcıları ve müdürler bir masa etrafında yapılacak işleri konuşuyoruz. Kültür ve Sosyal İşler Müdürü olarak belediyenin kremasyon hizmetini verebilmesi için krematoryum kurulmasının yasal bir görev olduğunu ifade ederek, “halkçı bir belediye” olarak bu hizmetin yapılmasını önerdim. Önceleri kimse ne olduğunu pek anlamadı ya da ses çıkarmak istemedi. Mezarlık Müdürlüğü yapan kadın arkadaş önerime tepki gösterdi. “Ben böyle bir şey duymadım, burası…” anlamında ağzının içinde laf kalabalığı yaptı. Belediye başkanı bu tip şeylerle uğraşmayalım tarzında söylemiyle konuyu değiştirdi.
1930 yılında konuyla ilgili yasa çıkarılmış ama aradan geçen 93 yıla rağmen yerel yönetimler görevlerini yerine getirmiyorlar, getirmemek için sorunu görmemezlikten geliyorlar. Ankara Belediye Başkanı Vedat Dalokay, 1975-76 yıllarında krematoryum kurma girişiminde bulunduğu ve başarılı olamadığı, Osmanlının son dönemlerinde İstanbul Anadolu Kavağı’nda bir krematoryum olduğu ve 1930 yılında Zincirlikuyu Mezarlığı’nda da bir krematoryum yapıldığı, sonrasında yıkılarak otoparka çevrildiği yazılı kaynaklarda belirtilmektedir. Günümüzde Türkiye’nin hiçbir yerinde krematoryum bulunmamaktadır.
Anayasanın 24 maddesi din ve vicdan özgürlüğünü düzenlemiştir. Bu tür talepleri olan insanların talepleri merkezi hükümet/belediyeler yani devlet tarafından karşılanması gerekir.
Madde 24 – Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Bütün bunlara göre, ülkemizin her yerinde farklı inanç sahiplerinin (Ateistler, Hristiyanlar veya Müslümanların) öldükten sonraki bu talepleri karşılıksız kalmaktadır. Yerel yönetimler yasa ile kendilerine verilen bu görevi yapmak için herhangi bir talep gelmesini beklemeksizin hizmeti hazır etmek zorunlulukları bulunmaktadır.
VELİ YALÇIN
















































