Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

BİR SÖZÜN GÖLGESİNDE: DİNLER Mİ ÇATIŞIYOR, İNSANLAR MI?

Fethi Karadeniz Yazdı

Bazen bir söz vardır; kimin söylediğinden çok, toplumda uyandırdığı düşünceyle konuşulur. Hele bu söz, dünyanın tanıdığı bir siyasetçiye mal edilmişse etkisi daha da büyür.

Son günlerde Angela Merkel’e atfedilen bir söz sosyal medyada yeniden dolaşıma girdi.

Sözde Merkel; Hindistan ve Çin’de çok sayıda din, inanç ve tanrı anlayışı bulunmasına rağmen insanların birlikte yaşayabildiğini, buna karşılık Müslüman dünyasında tek Allah’a, tek peygambere ve tek kitaba rağmen kan ve çatışmaların yaşandığını söylüyor.

İlk bakışta insanı düşündüren bu cümle, aslında çok daha önemli bir soruyu önümüze getiriyor:

İnsanları birbirine düşüren gerçekten dinler mi, yoksa dini kendi çıkarları için kullanan insanlar mı?

Öncelikle hakkını teslim etmek gerekir:

Bu sözün Merkel’e ait olduğuna dair güvenilir bir kaynak bulunmuyor. Yapılan doğrulamalarda da bu ifadelerin Merkel tarafından söylenmediği ortaya konulmuş durumda.

Fakat sözün sahte olması, ortaya attığı sorunun değersiz olduğu anlamına gelmez.

Tam tersine…

Dünyanın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu tartışmalardan biri belki de tam olarak budur.

HİNDİSTAN’IN DERSİ

Hindistan; yüzlerce kültürün, inancın, dilin ve geleneğin bir arada bulunduğu devasa bir coğrafyadır.

Ancak Hindistan’ı yalnızca “çok tanrılı toplum” olarak tarif etmek de doğru değildir. Hindu inancının önemli bir bölümünde, “tek Tanrı ve onun farklı tezahürleri” anlayışının bulunduğu biliniyor.

Demek ki mesele yalnızca kaç tanrıya inanıldığı değildir.

Asıl mesele, farklı inançlara sahip insanların birbirlerinin varlığını kabul edip etmediğidir.

Bir insanın benim inandığım Allah’a inanması, benimle aynı mezhepten olması, aynı kitabı okuması veya aynı ibadet biçimini benimsemesi elbette güzel olabilir.

Ama medeni bir toplumun ölçüsü bu değildir.

Asıl ölçü şudur:

Benim gibi düşünmeyen insanla yan yana yaşayabiliyor muyum?

MERKEL’İN GERÇEK SÖZÜ DAHA ÖNEMLİ

İşin ilginç tarafı ise şu:

Merkel’in gerçekten söylediği söz, sosyal medyada dolaşan bu tartışmalı cümleden oldukça farklıdır.

Angela Merkel, 2015 yılında açıkça “İslam Almanya’nın bir parçasıdır” ifadesini kullandı.

Aynı dönemde Almanya’daki Müslümanların toplumun ayrılmaz bir parçası olduğunu savundu.

Merkel’in daha önceki açıklamalarında da Müslümanların Almanya toplumunun içinde olduğunu, farklı dinlerin diyalog ve karşılıklı saygı içerisinde yaşaması gerektiğini vurguladığını görüyoruz.

Bu gerçek sözler bize farklı bir Merkel portresi çiziyor.

Dolayısıyla sosyal medyada dolaşan sahte bir cümle üzerinden Merkel’i değerlendirmek yerine, gerçekten ne söylediğine bakmak gerekir.

SORUN DİN Mİ?

Bugün dünyanın farklı bölgelerinde Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, Hindular, Budistler ve hiçbir dine inanmayan insanlar arasında çatışmalar yaşanabiliyor.

Fakat tarihe baktığımızda savaşların tamamını dinle açıklamak mümkün değildir.

Çünkü savaşların arkasında çoğu zaman;

Toprak vardır.

Petrol vardır.

İktidar vardır.

Etnik çıkarlar vardır.

Jeopolitik hesaplar vardır.

Ve belki de en önemlisi, insanın bitmek bilmeyen güç arzusu vardır.

Din ise kimi zaman bu mücadelelerin gerçek sebebi, kimi zaman da kullanılan bir araç haline getirilebilir.

İşte burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkıyor:

Din adına yapılan her şey, dinin kendisi değildir.

Bir Müslümanın terör eylemi gerçekleştirmesi İslam’ın tamamını temsil etmediği gibi, bir Hristiyanın işlediği suç da Hristiyanlığın tamamını temsil etmez.

Bir insanın inancı ile o inancı kendi siyasi veya kişisel çıkarları için kullananların davranışlarını birbirinden ayırmak gerekir.

TEK ALLAH’A İNANMAK, TEK TİP İNSAN OLMAK DEMEK DEĞİLDİR

İslam dünyasının bugün kendisine sorması gereken önemli sorulardan biri de budur:

Aynı Allah’a inanan insanlar neden birbirine düşüyor?

Aynı kitabı kutsal kabul eden insanlar neden mezhep, tarikat, siyasi görüş veya etnik kimlik üzerinden birbirini ötekileştiriyor?

Belki de problem inancın kendisinden önce, insanın kendi inancını başkasının üzerinde bir üstünlük aracına dönüştürmesidir.

Çünkü Allah’a inanmak başka şeydir;

Allah adına konuştuğunu iddia ederek insanları birbirinden ayırmak başka şey.

BARIŞIN DİLİ

Hindistan’ın, Avrupa’nın, Türkiye’nin, Ortadoğu’nun veya dünyanın herhangi bir ülkesinin geleceği; insanların kaç farklı tanrıya inandığından çok, birbirlerinin inancına ne kadar saygı gösterebildiğiyle ilgilidir.

Bir toplumda herkes aynı düşünüyorsa orada huzur olabilir.

Ama gerçek barış, herkes aynı düşündüğü için değil;

farklı düşündüğü halde birbirine saygı gösterebildiği zaman ortaya çıkar.

Bugün dünyaya belki de en fazla lazım olan şey budur.

Birbirimizi değiştirmek değil.

Birbirimizi yok etmek hiç değil.

Önce birbirimizi anlamaya çalışmak…

Ve belki de şu basit gerçeği hatırlamak:

İnsanların farklı inanması, onların düşman olması için bir sebep değildir.

Angela Merkel’in söylemediği bir sözü ona mal ederek tartışma yaratmak yerine, Merkel’in gerçekten söylediği sözlerden ve dünyanın gerçeklerinden hareket edelim.

Çünkü bazen en büyük tehlike, yanlış bir sözün doğruymuş gibi yayılmasıdır.

Ve bazen en büyük erdem de şudur:

Hoşumuza giden sözü değil, doğru olanı söylemek.

Barışın yolu da belki tam buradan geçiyor.